9 Nisan 2010

0

Fringe

Fringe geliyor!

TNT dizilerde olan atağını sürdürüyor. Cnbc-e ve E2 neden bu kadar ortalığı boş bıraktı bilmiyorum ama TNT, Lost ve House'dan sonra Fringe'ı yayınlamaya başlıyor.

Lost'u yaratan amcanın son dizisi Fringe, gizemli ölümleri araştıran bir FBI ekibini anlatıyor. Dizi içinde bir sürü soru işareti ve fizik/bilim hatta mistisizm konuları her Abrams dizisi gibi olmazsa olmaz.

Lost'u izleyemedim bir türlü, gitmedi, sıktı. Herkes gibi günde 2 bölüm değil de, her hafta 1 bölüm izlemeye çalıştım, beceremedim. Çok sıkıcı haftada bir izleyince. Umarım bu daha iyidir.

Fringe her Pazartesi, yeni dizi kanalımız TNT'de 23:30'da ekranlarda. Israrla izleyiniz. Ben de internetten filan değil, direk TV'den izleyeceğim.

30 Mart 2010

0

Monster Hunter Portable 3rd Geliyor!


Bitti sanıyordunuz değil mi?

Psp'ye çıkan Monster Hunter Freedom Unite ile yaratık avı bitti sanıyordunuz?

Yanıldınız. Çünkü Capcom amcalar yeni bir açıklama yaparak, en çok para kazandıkları Canavar Avcısı serisine yeni bir oyun yaptıklarını duyurdular.

Tabii ki ilk önce Japonya'da piyasaya çıkacak bu yeni oyunda, yine bol bol yaratık kesip, çıkan malzemelerle yeni silah ve zırhlar yapmaya çalışacağız. Oyundaki Felyn sistemini daha geliştirip, yeni bölgeler ve yaratıklar eklemişler.

PSP'mdeki analog kolumun iki defa kırılmasını sağlayan bu oyunun, İngilizce versiyonunun ne zaman çıkacağı henüz meçhul. Ayrıca oyunun trailerini de Youtube'dan izleyebilirsiniz.

Bense o çıkana kadar, Wii'ye çıkacak olan Monster Hunter 3'ü beklemeye devam ediyorum.

29 Mart 2010

6

Hiç Kaplumbağa Beslediniz mi??


Heralde sizde hayatınızın bir döneminde su kaplumbağası beslemişinizdir. Bende ortaokuldayken kaplumbağa almıştım bir çift. Fakat 1 ay dolmadan öldüler. Bu yılbaşında bir çift daha hediye gelince çok sevindim. En sonunda onlara güzelce bakabilecektim. Fakat internete girip, bu ufak hayvancıklar için ne yapabilirim diye baktığımda şoka uğradım.

Bugüne kadar onlar hakkında ne biliyorsam, yanlıştı. Özellikle onları aldığımız "akvaryumcu" veya modern adlarıyla "Pet Shop İnsanları" yüzümüze baka baka bizleri kandırmışlar.Öyle sanıldığı gibi ufacık plastik kaplarda veya fanuslarda yaşayamazlarmış.

Tropikal kuşaktan geldikleri için suları 27-29 derece olması gerekiyor. Ve bunu ısıtıcı ile sağlayabiliyoruz.

Su kaplumbağalarının doğal ortamı, büyük denizler, akarsular olduğu için; suları daima temizdir. Bunun içinde güzel bir filtre cihazına ihtiyaç var.

Doğal ortamlarında üzerlerine çıkabilcekleri kayalar vardır, bizde bunun için kuru bir alan sağlamamız gerekiyor.

Doğal ortamında kuru bölge ile suyu arasında ısı olarak az bir fark vardır, bu yüzden kuru alana ısıtıcı lamba yöneltmeliyiz.

Doğal ortamlarında yüzebilecekleri çok geniş bir alan vardır ve biz de bunu büyük bir akvaryum ile sağlayabiliriz.

Kısaca özetlemek gerekirse: büyük bir akvaryum, ısıtıcı, bir dış filtre, UV lambası, ısı lambası. UV-B lambası güneş ışığının yerini alacaktır. Normalde güneşlenen kaplumbağalar, güneş ışınlarıyla vücutta oluşan veya besinle aldıkları D3 vitaminini, kalsiyumu sentezlerler. Böylece kemikleri yumuşamaz ki bu kaplumbağalar için çok önemlidir. Eğer Uv lambanız yoksa, günde 1-2 saat güneşlenmeleri gerekecektir. Fakat güneşlenirken pencere veya akvaryum camı arkasından değil, direk güneş ışığından yararlanmalı ve çok ısındığında kaçabileceği bir gölge alanı bulunmalıdır. Güneşlenmenin bir diğer yararı ise kabuğunun üzerindeki zararlı bakterilerin ölmesidir.

Bunları öğrendikten sonra kaplumbağlarıma ne kadar kötü baktığım aklıma geldi. Fakat bize kimse böyle birşey anlatmamıştı. Biraz araştırınca öğrendim ki, akvaryumcuların bir numaralı gelir kapılarıymış kaplumbağa satışları. Herkese, bakımı çok kolay diye satılıyorlar. Düşünün, iki kaplumbağa, bir palmiyeli plastik kap ve yem 20 TL civarı. Günde 30 kişi alsa, 600 TL eder. Fakat yukarıda saydığım akvaryumu ve ekipmanlarını toparlamak istersen en az 150 TL vermek zorundasın ki bunu anca günde 1-2 kişi alır. İnsanlar ucuz ve bakımı kolay diye alıyorlar.

Türkiye'de yaklaşık olarak senede 300.000 kaplumbağa satılıyor. Bunlardan %90ı ise 2-3 ayını doldurmadan ölüyorlar. Bunların ilk nedeni, ısıtıcısız-soğuk ortamda üşütmesi veya kış uykusuna yatması. 1 yaşından küçük kaplumbağa yavruları kış uykusuna yatarsa uyanamıyor, ölüyor.

Peki geri kalanlara ne oluyor? "Kırmızı yanaklı su kaplumbağası nereye bırakılır?" diye üzerinde bol bol düşünülüp, en yakın göl, akarsu kenarlarına bırakılıyor; yada düzgün bakılması için dediğim büyük akvaryumlar kuruluyor. Tabi Türkiye'de doğaya bırakılan kaplumbağaların, bizim hava şartlarımızda ölmeleri kesin. Üşütmeseler de biri tarafından beslenmeye alıştıklarından, doğadan yem bulmayı öğrenemeden ölüyorlar.

Bize akvaryumcu amcalar tarafından anlatılan başka bir yalan ise, "Büyümezler". Hadi oradan!! Kırmızı yanaklı tatlı su kaplumbağaları 50-70 sene kadar yaşayabiliyorlar. Ve 30 cm uzunluğa ulaşabiliyorlar. İlk yaşlarında protein içerikli yemler ile çok çabuk boy atıp, akvaryumlara sığmaz hale gelebilir bu yüzden en az 70 litrelik bir akvaryum ile başlamak sağlıklı olacaktır.

Büyüklük ile ilgili başka bir sorun ise, pek çok canlı gibi büyüdüklerinde sevimlilikleri kayboluyor. Amerikada 10cmden küçük bebek kaplumbağaların satışları yasaklandığı için Pet Shop'lar kan ağlıyor. Hem sevimsiz hemde bakımı iyice zorlaşan bu büyük kaplumbağaları kimse almaz. Bir diğer problem de ufak kaplumbağadan bulaşan Salmonella bakterisi. Avrupada bazı ülkelerde, bu ufak kaplumbağalardan bulaşan ölümcül Salmonella bakterisi yüzünden bu küçük kaplumbağaların ülkeye sokulması yasaklanmış. Fakat Amerika ve Çin her sene milyonlarca minik kaplumbağa üretip, satmaya devam ediyor. Çinden tanesini sadece 25 kuruşa (ulaşım dahil) alabilirsiniz.

Peki akvaryumcular bu tatlı yaratıkların aslında ne kadar zor bakıldığını, ne kadar büyük akvaryum istediğini, sularını bir akvaryumdaki balıklardan kat be kat daha fazla kirlettiklerini bilmiyor mu? Tabii ki biliyorlar. Fakat insanlar alsın, hayvanlar ölsün, sonra yine onlara satsınlar diye bunu söylemiyorlar çünkü Pet Shop'ların bir numaralı geçim kaynağı bu minik kaplumbağalar. Aileler çocuklarına bu şirin hayvanları oyuncak niyetine alıyorlar çünkü.

Bu satışların nasıl ve nereden başladığı ile ilgili güzel bir yazı da var. Okumanızı öneririm.

Lütfen kaplumbağa almayın, aldırmayın. Bu katliam son bulsun. Hayvan hakları diyen insanlar, bir köpek ölünce bağırıp çağıranlar; günde binlerce kaplumbağa ölüyor hem de ufacık çocukların piskolojilerini bozarak. Yazık...
0

Batman: Arkham Asylum


Evimize Amiga girdiğinde henüz ilk okuldaydım. Annemle Eminönün'den almıştık Amiga'yı ve halen çalışmakta olan ufak Sony Tv'yi. Aldığımız yer bana 2 disket oyun vermişti. Biri Too'bin isimli deli bir simitli nehir yarışı, diğeri ise Batman oyunu.

Eve gelir gelmez, odamızın ortasına kutuları açmış; tv'ye aleti bağlamış, elimede joystick'i (Phyton) alıp Batman'i oynamaya başlamıştım. Soldan sağa doğru gidip, karşıdan gelen düşmanları öldürdüğümüz bir platform oyunuydu. İlk bölümün sonunda Joker'i aside düşürüp, sonra ikinci bölümde araba ile kovalamaca yapıyorduk.

Tabi benim bunları görebilmem çok büyük zaman aldı. Çünkü oyun acayip zordu, araba yarışı neredeyse imkansızdı ve en ufak hatada bir canımızı kaybediyor, 3 canımız da bitince saatler sürecek ilk bölümün başına geri dönüyorduk. (Save filan da yok tabi) Çok uğraşmıştım BatMobile ile giderken yoldaki sokak lambalarına zincir atıp 90 derece dönüş yapayım diye.

Sanırım Ocean firmasının oyunuydu. Zaten o dönemlerde bir film çekildiyse, oyunu Ocean'dan çıkardı. Tabi pek çok film oyunu gibi sadece filmin yarattığı şöhret üzerinden satış yapmayı hedeflediğinden, pek de harika oyunlar çıkmazdı piyasaya. Ama yine de çoğu kendini oynatacak kadar iyiydi.

İşte bu oyunu oynarken, bunları düşündüm. Nereden nereye gelmişiz onca senede. Ve en güzeli de, geçmişteki ilk Batman oyunumdan sonra ilk defa başka bir Batman oyunundan bu kadar keyif aldım.

Oyunumuz Batman olarak Joker'i yakalayıp, Arkham Deliler-Kaçıklar Yüksek Hastanesine getirmemizle başlıyor. Grafikler harika, konusu güzel; etrafta keşfedilcek pekçok şey var. Özellikle karakterlerle ilgili yazılar, dökümanlar Batman'i çizgi romandan takip edenleri sevindirecek nitelikte.
Oyunun en zevkli yerlerinden biri dövüşleri. Oyun boyunca pekçok kez adam patakladığımız için dövüşleri zevkli ve sıkıcı olmayan bir hale getirmeleri iyi olmuş. Resmen bir film çekiyormuş edasıyla haraketler yapıp, korunarak, pelerinimiz ile dikkat dağıtarak, silahımız ile düşmanları çekerek dövüşebiliyoruz.

Dövdüğümüz adamlardan da yetenek puanı alıyoruz ve bunları değişik yeni numaralar için harcıyoruz. Batman amcamız gerektiğinde yukarıda bulunan heykellerin üstüne çıkıp, aşağıdan bizden bihaber geçen düşmanları yakalayıp etkisiz hale getirebiliyor. Ve bu çoğu yerde oyuna stratejik bir hava katıyor.

Ara videoları özenle hazırlanmış, dövüşleri zevkli, konusu güzel ve bence 2009'da çıkan en iyi oyun. Oynamadıysanız en eski Batman oyununun hatrına oynayın.

28 Mart 2010

0

House MD Boxset Dvd

Son zamanların en iyi dizilerinden House MD'nin orjinal dvd setleri 1,5 yıl kadar önce Türkiye'de piyasaya çıkmıştı.

İlk çıktıklarında 80 TL gibi bir fiyattan satılan bu dvd setini DnR'da görmüştüm. "Diğer sezonları da çıksın alırım" deyip başka dvdlere yönelmeden önce "Neler varmış içinde?" deyip biraz da kurcalamıştım.

Geçtiğimiz yaz ise yine DnR'da (evet çok seviyorum bu mağazaları dolaşmayı) House Md'nin ikinci sezonunu gördüm. Ve üzerinde bir yapıştırma vardı. "İkinci sezon ile birlikte, ilk sezonu da alırsanız; ilk sezon yarı fiyatına." Bu yapıştırmayı görünce çok şaşırmıştım ama gerçekten mantıklı geldi. İki sete yaklaşık 120 tl ödeyip sahip olabiliyorduk. Ve "İyiki almamışım bunları, geçen sene" demiştim. Gerçi bu olaydan 2 hafta sonra başka bir DnR'da, bu yapıştırmaların itina ile söküldüğünü görüp çok kızmıştım; o ayrı bir hikaye.

15 gün içinde gelecek denilen DnR kartımı tam 3 ay sonra alabilmek için yine DnR'a gittiğimde şok oldum. (Bu arada bu bahsettiğim DnR'lar sırası ile; Beyoğlu, Cevahir ve Bakırköy) Bir köşede pek satılmayan dvdleri toplamışlar indirime sokmuşlardı. Ve House M.D. boxsetlerin fiyatı 29 TL'ye düşmüştü hemde Sezon 3'te çıkmıştı! O şokla eve geldim, kardeşle oturduk anlaşamadık alalım mı almayalım mı diye.

İyiki almamışız. Çünkü DnR'ın internet sitesine girince, buradaki fiyat sezon başına 24 TL idi. Tabi hemen siparişimizi verdik. Bölüm başına 1 liraya geliyor. :)

Ben internetten izlerim, yok divx var, yok korsanı var filan derseniz çok pişman olursunuz. Ben geçtiğimiz yaz, izlediğim bölümleri divxlerden tekrar edeyim dedim, bırakın Tıp literatürünü, normal sataşmaları bile düzgün çevrilmemiş. Dolayısı ile orjinal dvdleri en azından çevirisi ve Hugh amcanın gerçek aksanını görmek için almalısınız! Hemde hemen!

18 Şubat 2010

0

Zar Adam

Bu kitabı 2 sene önceki kitap fuarından almıştım. O zamanlar Olasılıksız'ı yeni bitirmiş, o yazarın Empati kitabını uçarak kapmış ve başka bir standda Zar Adam'ı görüp, kabını Olasılıksız'a benzetmiş "heralde içi de benziyordur" diye almıştım.

Fakat elde pek çok kitap olduğundan okuma sırası ancak geçtiğimiz yaz geldi. Başladım kitaba fakat bir türlü ilerlemedi. Sonra bıraktım okumayı, bitirmek bu aya nasipmiş. Şimdi gelelim içeriğine.

Kitap, psikiyatr Luka Rhinehart'ın otobiyografisi. Bu amca can sıkıntısından zar atmaya başlıyor ve çıkan sayılara göre ne yapacağına karar veriyor. Tabi bu kararlar karısını aldatmaktan başlayıp, adam öldürmeye kadar ilerliyor zamanla. Fakat o da farkediyor ki, can sıkıntısını atmak için başladığı bu yolculuk; ileride yine canını sıkmaya başlıyor.

Arka kapağı filan okuyunca gerçekten eğlenceli bir eser bekliyordum fakat umduğumu bulamadım. Zaten bu yüzden de kitabın yarısında sıkılıp bıraktım. Fakat "aman bitireyim de, yeni kitaba başlayayım" diye kaldığım yerden okumaya devam edince oldukça eğlendiğimi söyleyebilirim. Luke amcanın saçmalamaları bazı yerlerde eğlenceli olabiliyor. Ayrıca kitabımda 80 sayfanın yanlış basılması yüzünden okuma zevkim birazcık kaçtı.

Kitap bittikten sonra biraz araştırınca şok oldum. Kitabın gerçek yazarı George Cockcroft (soyadı da acayipmiş) bu kitabı 1971 yılında yazmış. Ben yeni çıktı filan sanıyordum fakat o yıla göre gerçekten zor bir kitap. O yıllarda Türkiye'de basıldı mı bilmiyorum, ama pek sanmıyorum. Şu anda bile bazı yerleri oldukça açık ve çizgiyi geçiyor, o zamanlar kimbilir nasıl karşılanırdı.

George Cockcroft da Luke amca gibi bir psikiyatr ve verdiği bir konferansta bu zar atma fikri ortaya atılıyor ve bir kitap için iyi bir fikir olduğunu düşünüp uygulamaya ve yazmaya başlıyor. Fakat bu zar yöntemlerini denediğinden, Mayorka'da 37 yaşında hippilere İngilizce öğretirken anca bitirebiliyor kitabı. Ondan sonra bastırabiliyor.

Kısaca çok boş zamanınız varsa, onunla eğlenmek için okunabilir. Fakat kafayı bozup da yaşam tarzı haline getirme gibi çalışmalara girmemek lazım.

26 Ocak 2010

0

Conan O'Brien Binayı Terk Etti


Çok sevinmiştim.

Sonunda E2'de her gece 23:15'de Conan O'Brien'ı izleyebiliyorduk rahat rahat. Hatta gece 2'de tekrarı oluyordu, onları izliyordum kaçırmadan. Bana göre dünyanın en iyi talk show sunucusudur, çok da iyi bir komedyendir.

Bu sene de "The Tonight Show"u Jay Leno'dan almış ve çok da güzel götürüyordu. Eski yardımcısı Andy Richter'de yandaşlık ediyordu. Fakat NBC Jay Leno'nun ratinglerini yeterli bulmayınca, Jay Leno'yu eski saatine yani 23:30'a geri çekmek istedi, fakat bu saatte Conan O'Brien vardı. Conan buna karşı çıktı, dolayısla anlaşamadılar ve Conan kanaldan ayrıldı. Kendisi için yaklaşık 36 milyon dolar ve ekibi içinde 12 milyon dolar para almış. 7 ay boyunca TV'de bir program da yapamayacak.

Bugün son programı vardı. Tom Hanks konuktu. Zaten tüm hafta boyunca Adam Sandler'den, Robin Williams'a birçok ünlü ona destek olmak için konuk oldu. Kesinlikle Jay Leno'dan ve Jimmy Fallon'dan çok daha başarılı. NBC büyük hata yaptı.

Seni özleyeceğiz Conan amca.. Tekrarları hala E2'de, 23:15'te.