10 Kasım 2009

0

Mandalina Mevsimi



Kış gelince mandalina ve limon ağaçlarımı kışlık eve getirip, balkona koydum. Tabi bu aşamadan babamın arabası ve babam pek hoşnut olmadılar. Zaten bizim yazlıktan eve taşınmamız ayrı bir dert, araba ağzına kadar doluyor; bu sene bir de saksılar çıkınca birazcık problem oldu tabi. Başka bir sorun da eve geldikten sonra yaşandı. Mandalinamı taşımayıp arabada bırakmışlar, ben sığmadığım için tek başıma gitmiştim eve. (Belki de arkadaşlarımla buluşmuşumdur, hatırlamıyorum şimdi pek. :)

Tüm olumsuzluklara, saksının ufak olmasına ve pek güneş görememesine rağmen, birkaç aydır balkonumuzda suran mandalina sararmaya başladı. Aslında benim pek umudum yoktu, fidanı aldığımdan beri bana pek büyümüyor gibi geliyordu ama şimdi kararım değişti. Yazlıkta aman gelip geçenler kopartır mı, üzerinde 2 tanecik meyve var zaten diye endişelenip duruyordum, bakalım meyveleri koparma merasimini ne zaman gerçekleştireceğiz?

25 Ekim 2009

0

Windows XP Pencerelerin Öne Gelememe Problemi

Bu başlıkla aratmıştım Google'da. Türkçe ve İngilizce pek bir çözüme rastlayamadım. O yüzden buraya da yazayım dedim. Yeni kurduğum Windows XP (SP 3'ü de yükledim) pek çok salaklık yapıyor. Önceki makinemi aratıyordu fakat yavaş yavaş düzeltiyorum işte.

Bunlardan biri ise, yeni açılan pencerelerin ekrana gelememesiydi. Yani mesela bende Multimedia Klavye var, üzerindeki tuşlarla Bilgisayarım, Firefox, Belgelerim gibi yerleri açabiliyoruz. Fakat önceki makinemde güzel güzel çalışan bu özellik, yeni makinemde bir türlü istediğim gibi çalışmadı. Mesela önde 3dS Max ile çalışırken Bilgisayarımı açmak için tuşa basıyorum, pat! Bilgisayarım Max'in arkasında kalıyor. Yani yeni açılan programlar/pencereler en öne gelmiyor. O anda açık olan programın arkasına saklanıyor.

Xp içersinde ayar yerlerini aradım ama bir türlü bulamadım. Sonunda Kelly's Corner sitesinden şu registry kaydını buldum, eğer sizinde böyle bir probleminiz olursa şunu çalıştırmanız yeterli olacaktır:
http://www.kellys-korner-xp.com/regs_edits/focusundo.vbs

17 Ekim 2009

0

Samsung 2494HM


Ve sonunda eski 19" CRT Samsung monitörümü emekli ettim. 1999 yılından beri bana hizmet verdi, gerçi annemin ve temizlikçi kadınların tacizleri nedeniye çok yıpranmıştı ekranı ama hala problemsiz çalışıyor. Teklemedi bile.

LCD'ye geçerken çok düşündüm. Özellikle de şu yatay bakış açısı yüzünden. Bazı arkadaşlarım bakış açısı değiştikçe değişen renklerden bahsediyordu. Biraz araştırdım bu tarz monitörler, 1300 TL'den filan başlıyorlardı. Bunlar daha değişik bir panel kullandıkları için CRT monitörlere yakın kesinlikte renkler veriyorlar. Fakat bu panellerin de tepkime süreleri yüksek olduğundan, hızlı görüntülerde arkada hayalet efekti bırakıyorlar. Eh ben de hem oyun hem iş için kullanacağımdan, bir iki grafiker arkadaşıma da danışarak normal panelli bir LCD almaya karar verdim.

Kararımı verdikten sonra büyüklük konusunda bir problem yaşadık. Benim gibi mimarlık yapan Faik'te 22" vardı, ve tutturdu ekranın ne kadar büyüğünü alırsan kardır diye. 22'den başlayıp 23,5'a ve sonra da 24"'e kadar çıktık. Madem bu kadar büyük alıyorum, bari bizim Xbox-360'ı da bağlayayım da HD kalitesinde oyun oynayalım şu aletle diye, HDMI girişli monitörlere bakmaya başladım. Ve sadece 3 tane bulabildim. Marka tabii yine Samsung olacaktı, fakat TV özelliği istemiyordum.

Araştırmalarla süren bir hafta sonunda Samsung 2494HM'de karar kıldım. Ayarlanabilir ayaklığı, HDMI girişi ve kocaman ekranı vardı. Bu modellerin HDMI girişinde biraz problem olmasına rağmen almaya karar verdim; Vatan Bilgisayar'ın sitesine fiyatının o gün ne kadar olduğuna bakmaya girince şok oldum. Ben araştırma yaparken monitörler satılmıştı. Başka yerlere baktım ama bulamadım.Vatan Bilgisayar'ın sitesinde Bostancı, Bursa ve İzmir şubelerinde olduğu yazıyordu.Bostancı şubesine gidip almayı düşünürken, hemen bizim buradaki Topkapı'ya gidip getirtip getirtemeyeceklerini sorayım dedim. Gidince gördük ki, Bostancı'da tek bir tane kalmış. Ve o da büyük ihtimal teşhir ürünüydü. Vazgeçtik. Oem bilgisayar bölümünden Murat bey ilgilendi neyseki benimle, ürün müdürü ile görüştü; distribitörde kalmadığını öğrendi. İzmir'den getirtilebileceğini söylediler. Oradaki diğer çalışanlar bunun için ödeme yapmamı ve 4 gün süreceğini söyledi. Uzun uğraşlar sonucunda Murat Bey sağolsun bir mail atarak İzmir'den 2 adet sipariş etti. Ertesi gün stok durumundan öğrendik ki ürün yola çıkmış. Bir sonraki gün de gidip aldım Topkapı'dan.

Şu an yeni bilgisayarım ve yeni monitörümden yazıyorum. Herkese tavsiye ederim, değiştirin monitörlerinizi. :)

7 Ekim 2009

2

Yeni Bilgisayar


Sonunda bilgisayarımı emekli etmeye karar verdim. Artık çok yaşlandı ve içine cin girdiğinden kuşkulandıracak biçimde kendi kendine saçma sapan hareketler yapmaya başladı. Askerden geldiğimden beri de yeni makine almaya çalışıyordum zaten.

Ve bu sene bilgisayarın yamulmasında büyük pay sahibi olan MC ailesi de nasıl olduysa biraz yardımcı oldu ve kasasını alabildim yeni bilgisayarımın. Tabi bunu alabilmek için ilk önce WorldCard almam gerekti ki o tamamen ayrı bir hikaye konusudur.

Özellikleri de şöyle:
Intel Core i7 920- 2.66 Hz (8Mb Cache)
Gigabyte Ex58-UD5 2000 Mhz Anakart
Corsiar 1600 Mhz 6 GB Ram
WD 1Tb 32Mb Sata2 Caviar Black Hdd
Leadtek Nvidia GTS 250 Gddr3 256Bit Ekran Kartı
ThermalTake 500 Watt Güç Kaynağı
Thermaltake VJ40001W2Z V9 Kasa


Tabi gelen paranın devamlılığına güvenmediğimden, ilk önce biraz biriksin de öyle alayım dedim. İyiki öyle yapmışım. Çünkü gelen para kesilince sadece kasanın %90'ınını oradan finanse edebildim. Neyse buna da şükür. Geçen ay topladım bu makineyi, bu ay ise monitör için tırmalama başladı.

19 Ağustos 2009

3

Monster Hunter Freedom Unite

Ne zamandır oyun oynamıyor, dolayısıyla da buraya yazamıyordum. Fakat Bodrum'a giderken, yeni oyunları atıp yanımda götürdüğüm PSP bu yaza damgasını vurdu.

PSP'm yaklaşık 1 senedir hiç ellenmeden duruyordu bir kenarda, Monster Hunter Freedom Unite'de (kısaca MHFU bundan sonra) bu yaz başında yeni çıktı. PSP ye çıkan son Monster Hunter Freedom oyunu. Daha önce Monster Hunter Freedom, Monster Hunter Freedom 2 ve sadece Japonya'da çıkan Monster Hunter Freedom 2G vardı. MHF2G tüm konsollar arasında en çok satan oyun oldu. Ve sadece PSP'ye çıkarak.

Fakat oyunun yapımcısı Capcom, bu son eklenti paketinin Avrupa ve Amerika'da yayınlanmayacağını söyledi. Bunun üzerine genç girişimci MH hayranları oyunun İngilizce yamasını yapıp yayınladılar. Ben de bu yamayla birlikte MH oynamaya başladım. Fakat ne yazık ki ilk Training görevleri bittikten sonra sıkılıp bıraktım.

Japonlara akıl sır ermez diye düşünmüştüm, ne anlıyorlar bu oyundan. Fakat bu son çıkan oyunla beraber o bildiğim Training görevlerini biraz es geçip, biraz da netten bulduğum yardımla normal görevlere daldım. Ve esas oyunu bundan sonra gördüm.

Oyunda bir avcıyı yönetip, çeşitli canavarları avlıyoruz ve bunlardan elde ettiğimiz parçalar ile yeni silah-zırh yapıp daha çok canavar avlıyoruz. Konu basit, bir hikayesi yok. Fakat "aman şunu da alayım, dur şunu da öldürüp yeni silahıma kavuşayım ki eskiden beni öldüren o tavuk benzeri herifin tüylerini yolayım" şeklinde insanı can evinden vuran bir sürükleyiciliğe sahip. WoW'da bile bu kadar yoktu bu.

Oyunun en büyük özelliği ise, aynı anda 4 kişi birden görevlere çıkabiliyorsunuz. İnternet üzerinden oynanmıyor, fakat PS3'ünüz varsa onun üzerinden oynayabilirsiniz. Etrafımda kimsede ne PSP ne de bu oyun olmadığından bunu henüz deneyemedim ama tek başına oynamaktan çok daha zevklidir. Oyunun bu yeni versiyonu, bize görevlere yanımızda bir kedi götürmemize izin veriyor. Böylece arkadaşsızlığımızı bir nebze de olsa unutabiliyoruz. :)

Benim oyunda en çok sevdiğim nokta ise, diğer WoW yada Final Fantsy gibi silah-zırh değiştirebileceğimiz oyunlara pek benzememesi. Diğer oyunlarda, en son silah-zırhı alıp, oyundan ne varsa kesebilirken; MHFU'da bu mümkün değil. her yaratık bir bilmece gibi, hareketleri, saldırıları ayrı ayrı. Bunları öğrenmek ve ona göre hızlı hareket etmek gerekiyor.

Oyunla ilgili ufak tefek tüyolar ve görevlere ilişkin bilgileri ayrı ayrı yazacağım.
0

Hastayım, Hastasın, Hasta..

Bu sene oldukça iyi geçmişti oysa. :)

Geçen sene Eylül'de Lüleburgaz'a yapılan ufak bir "doktor kuzenleri görme ve tedavi olma" gezisi neticesinde olduğum grip aşısı sayesinde koca kışı ilaç almadan geçirdim diye seviniyordum.

Geçen hafta sol boğazım şişti. Bırakın birşey yiyip, içmeyi; yutkunamıyordum. Gecenin bir körü kalkıp ıhlamur kaynattım da biraz kestirebildim. Hala yazlıkta olduğumuzdan buradaki sağlık ocağına gidip ilaç yazdırdık.

Kış da olsa, yaz da olsa hastalık kötü birşey. Fakat bu durumda insanın yanında birilerin olması gerekiyor. İnsan yalnız olduğunu hasta olunca çok daha iyi anlıyor.

Belki de yalnız kalmak istiyorumdur. Son zamanlarda görüştüğüm bir arkadaşım vardı. Gerçi onunla tanışma sebebim farklıydı ama artık onu da normal arkadaşlarımın arasına almam gerekiyor heralde. Bazı şeyler için yaşlanmışım.

31 Temmuz 2009

0

3G

Tüm Türkiye'de bayram gibi bir gün bugün. Merakla (!) beklenen 3G bize de geldi.

Bugün gazetede yazıyordu, dün gece 00:01'de ilk 3G konuşması yapılmış. Hani yeni yıla girerken ilk bebekler yazılır ya, çok önemliymiş gibi Antalya'dan bilmemkim ilk konuşmayı yapmış. Gerçekten çok heyacanlı!

Bana hediye gelen telefonda kaç sene evvel, ön yüzünde bir kamera vardı. Görüntülü konuşmaya yarıyordu fakat hiç kullanamadım. Şimdi ise 3G çıktı, görüntülü konuşma çıktı. Yahu kaç sene evvel bulunmadı mı bu teknoloji? Bize yeni geliyor, Avrupa'da 2003'ten beri kullanılıyordu zaten.

Peki bu sistemin bize ne yararı var? Hiç. Zararı? Fiyatı, artacak baz istasyonları. Zaten yakında telefon diye birşey kalmayacak. Elimizdeki alet direk internete bağlı olacak ve internet üzerinden sesli-görüntülü arama-konuşma yapacağız. 3G'ye geçiş kimbilir kaç paradır, yakında tüm sistemleri 3G'ye çevirirler zaten.

Telefonum eskidi fakat 3G destekliyor, yenisini almayı düşünüyorum ama 3G'ye geçecek de değilim. Bu bayramı kutlayanların, kazaları mübarek olsun.
0

Limon Ağacı


Yok, bu şarkı olan değil. Bu yaz, bizim yazlığa bir limon ağcı ekeyim istedim. Fakat unuttuğum birşey vardı. İstanbul'da pek limon ağacı yetişmiyor. :)

Bu yüzden de, ağacı ekmemeye karar verdim; saksıda yetiştireceğim. Aldıktan sonra kötü saksısından ayırıp, daha güzel bir saksıya ektim. Eker ekmez de bir uğurböceği dadandı limonuma, hemen çektim fotoğrafını.

Gerçi bakımı ile ilgili pek bir bilgim yok. Aldığım yer de (hemen bizim yazlığın karşısında açılan bir fide satış yeri) burada olup-olmayacağına dair birşey söylemedi. Sanırım sadece satmaya bakıyor. Heralde henüz 1-2 yaşında çünkü üzerinde meyvesi yok.

Önümüzdeki yaza büyük ihtimal meyvelerini göreceğiz. Ve limon ağacını biraz araştırınca gördüm ki; bu turunçgiller içindeki soğuga en dayanıksız ağaçmış. En dayanıklısı mandalinaymış. Bu yüzden hemen gidip bir de mandalina ağacı aldım. :)

Fakat mandalinayı Antalya'dan aldım, onu başka bir yazıda anlatacağım.

30 Temmuz 2009

0

Tadilat

Blog'a yazmayalı epeydir olmuş. Bu arayı kapatmak lazım.

İlk olarak yaklaşık 4 aydır evimiz tadilatta. Biricik bilgisayar ve eğlence odamız yerle bir oldu, çeşitli yerlerinden borular geçti ve üzerleri sıvandı. Yerler parkelendi, duvarlar satenlendi, balkonumuz da kombilendi.

Sonuç olarak bilgisayarı yatak odama yaşımak zorunda kaldım ve tabii taşırken de bir şehit verdik; ekran kartı. Faik'ten idareten bir ekran kartı bağladım alete, önümüzdeki ay de bilgisayarı tamamen yenilemeyi düşünüyorum.

Sponsorum belli, MC alacak bana; Vatan Bilgisyar'dan World Card ile alacağım. Çok ilginç bir sistemleri var, peşin paraya daha pahalıya veriyorlar; World Card'a 5 taksit yapıp bir de üstüne indirim yapıyorlar. Ne güzel. İnşallah dolar da biraz düşer de, KDV indirimi bitmeden yenilerim şu külüsütürü.

Tabi evde yatacak yer olmadığından artık yazlıktayız. Bu kadar senedir, annemler beni yazlığa götürmek için binbir dil döker; ben sıcakta kışlıkta otururdum. Fakat bu sene kendim kalkıp geliyorum, ev hem kalıncak gibi değil, hem de artık çok sıcak oluyor. Yazlık komşularımız da beni gördüklerine şaşırmış durumdalar, hele bahçeyle uğraşmam büyük şok oldu onlar için. Bu konu ile ilgili detaylar daha sonra...

5 Mart 2009

1

Vray


Vray, Bulgaristan'da yazılmış bir 3ds Max eklentisi. Vray ile ne zaman tanıştığımı hatırlamıyorum. Fakat bugün bilgisayarı temizlerken 2005 yılında yaptığım bir vray tanıtım videosu buldum. Demek ki ondan önce de kullanıyormuşum.

Eskiden pek kimse bilmezdi bu 3ds Max için render eklentisini, geçenlerde öğrendim ki pek çok yerde kursları filan açılmış. Çok kullanan varmış artık.

Ben de yaptığım videoyu, rapidshare'e yükledim. Fakat bu yazıyı yazarken, neden Dailymotion'a yüklemedim diye kendime sordum. Şimdi üye olup oraya yükleyeyim, linki de hemen yapıştırayım. Vray nasıl birşeymiş, ne işe yarar diyenler bir baksın.

4 Mart 2009

0

NLP : Prenslere Dönüşen Kurbağalar


Derren Brown ile tanıştığımızdan beri, NLP ve teknikleriyle ilgili yayınları takip ediyorum. Geçen sene farkettim ki, artık pekçok yayın Türkiye'de de satışa sunulmuş. Hem de Türkçe olarak.

Geçtiğimiz ay ben de gidip NLP'yi çıkartan amcaların(Richard Bandler ve John Grinder), Alfa Yayıncılıktan çıkan NLP kitaplarını aldım. Bunlardan ilkini (NLP: Prenslere Dönüşen Kurbağalar, çeviren: Osman Akınhay) okumaya başladım fakat bir problem vardı. Kitap dil olarak sade ama çoğu zaman psikolojik terimler devreye giriyor. Çoğu zaman okuduğumu anlamadığımı farkettim. İlk önce bu terimlerden olduğunu düşündüm ama elimdeki orjinal versiyonu ile karşılaştırınca durumun biraz daha değişik olduğunu gördüm.

Hemen örnekleyeyim. Misal geçen akşam 3 defa okuduğum ve anlamadığım bir bölüm(Sayfa 147):
Kendinizi kutlayın. Öyle bir yerde durun ki, hastalarınız sokaktan büronuza geçtiklerini görebilsinler.

Okuduğumuzu anladık mı? Ben anlamadım. :) Bu yüzden bugün gidip orjinal kitaptan aynı yeri buldum. Hemen gösterelim(Sayfa 103):
Do yourself a favor. Hide yourself where you can see your clients make the transition from the street to your office.

Kitabı çeviren kadar bilgim olmasa da kendi yeterli İngilizcem ile orjinalinden bu cümleyi çevirirsem şöyle birşey oluyor:
Kendinize bir iyilik yapın. Hastalarınızı sokaktan büronuza girerken görebileceğiniz bir yere saklanın.

Bu kadar basit bir cümlede böyle anlamsız çeviriler varken, içerideki karmaşık modeller anlatılırken kafamın neden karıştığı böylece meydana çıktı.

Filmlerde filan çevrilen altyazıyı anında test edebiliyoruz ama kitaplarda ne yazık ki bu mümkün olmuyor. Çoğu zaman kitabı yazanın değil, çevirenin yorumunu okuyoruz. Kitabı aslında o kadar beğeniyordum ki, bu problemleri görmezden gelebilmiştim. Şimdi farkına vardım ki, kimbilir neler kaçırmışım okurken.. Tam bir "lost in transtlation" vakası, yazık..

7 Şubat 2009

0

Casual Gaming

Bugün birkaç forumda gördüm. Son yılbaşı oyun furyasından sonra kimsenin pek oyun oynama isteği kalmamış.

Eskiden daha az oyun çıkmasına rağmen, yıl içersine daha iyi yayılırdı ve en önemlisi oyunların bir derinliği olurdu. Öyle 3-4 tanesini aynı anda oynayamazdık.

Özellikle Wii sonrasında "herkes için oyunlar" furyası başladı. Sanırım bu oyun isteksizliğinin en önemli nedeni de bu. İnsanlar, özellikle de erkekler neden oyun oynar? Tatmin olmak için. Bir sonraki seviyeye atlamak, daha çok para, daha çok eşya, daha çok puan kazanmak isteriz. Birşeylerin peşinden koşmak, önümüzde duran hedefe ulaşmak. Nedense bayanların çoğu bunu sıkıcı bulurlar.

Herkes için oyun furyası özellikle bayanları etkiledi. Evlere wii ile birlikte kolay oynanabilir oyunlar girdi. Fakat ne yazık ki bu oyunlar bahsettiğim tatmin hissini vermekten biraz uzak kalıyorlar. 10 dakika oynamakla, 10 saat oynamak arasında pek bir fark olmuyor.

Bizdeki Wii'yi ne zamandır açmıyoruz. Kardeş anca Wii Fit oynuyor, o da pek oyun sayılmaz zaten; Yoga yapıyor. Ben Xbox360'da CoD yada Eternal Sonata oynuyordum ama onlar da şu sıra sıkıcı geliyor.

Ya biz çok büyüdük, ya da oyunlar çok genç işi oldu.