26 Ekim 2008

0

House M.D.

Sonunda bu günleri de gördük. Ünlü doktor House işbaşında.

İlk olarak 2004 Kasım ayında yurtdışında gösterime başlayan dizi, 2 Altın Küre ve pek çok Emmy ödülü de almıştı. Başrolünde Doktor House rolünde Hugh Laurie amcamız var. (Bu rolüyle üst üste iki sene Altın Küre aldı.)
Bu diziyi ilk duyduğumda CNBC-e'de yayınlanmasını beklemiştim zamanında.

Fakat onların yerine çok sayın DijiTurk kanalı diziyi almış, ben de sadece bir kere gittiğim bayram ziyaretinde diziye hayran hayran bakmıştım. Tamam belki biraz hayal kırıklığına uğramıştım, biraz daha fantastik birşeyler bekliyordum ama bu hafta TNT'de yayınlanan bölümü izleyince oldukça beğendim.

Dizi normal hastane dizilerine pek benzemiyor, başroldeki hastalık hastası House tam bir başbelası. Ama aynı zamanda da modern Sherlock Holmes. Çok yara almış, insanlara güvenmiyor fakat yine de hastanede çalışmaya devam ediyor. Eğer onun hastası olmanın çok kolay olduğunu sanıyorsanız, bir de yanında çalışan doktorları görmelisiniz.

Artık her perşembe 20:00'de TNT'de. Kaçırmayın...

25 Ekim 2008

1

Sevgi ile Umut

Sevgi dediğin nedir ki?

Vücudunun istemdışı ürettiği bir duygu yığını. Hiç istemediğin halde çıkartır, eline koyar. Bakarsın, şaşırırsın. Ne yapacağını bilemessin elindeki bu sevgiyle.

Sahibine vermek istersin. Belki de ilk defa elinde böylesine birşey gördüğünden belki de boşluğuna gelir; alır elinden. Sevinirsin, karşılığını bulduğunu sandığın an; istemez onu, atar. Tozlu yere yuvarlanır elinde tuttuğun sevgi. Alırsın yerden, tozlarını temizlemeye çalışırken iki damla gözyaşınla ıslanır. Verdiğin insan için bir değeri yoktur ama o senin bir parçandır nihayetinde. Şaşırırsın saflığına.

Pes etmezsin, "Belki de yetmedi" diye düşünür; daha da eklersin elindekine yeni çıkanları. Tozlar içinde kalır ama azalmışlardır. Cesaretini toplayıp, tekrar ona götürürsün. Ellerin titrerken uzatırsın, gözlerinin içinde kaybolmamaya çalışarak.
"Bu tozlu!" deyip, eline vurur bir kere; izlersin az önce elinde tuttuğun sevginin havada aldığı yolu. Yere düşer yine, üzülürsün. Başka birşey gelmez elinden. "Ama sen atmıştın.." demek istersin, diyemezsin. Kalbin buna rağmen sevgi pompalamaya devam eder, ağzını açamazsın çünkü. Gözlerin dayanamaz ama..

Hep kabul eder umuduyla götürürsün elindekileri, belki bu sefer sever; o da katkıda bulunur diye. Ama olmaz, belki de elindekini uzatmak yerine cebine koyup yoluna devam etmen gerekir. Her adım atışında, cebinde topladığın tozlu sevgiler bacağına batar. Canını acır. Eskisi gibi yürüyemezsin artık.

Umudun vardır hala, belki karşına çıkacak başka biri; elindeki sevgiyi görmek ister. Hatta kendi hafif tozlanmış sevgisini uzatıp, seninkiyle birleştirmek ister. Gözlerin yine yaşarır, sebep başkadır bu sefer.

Umut insanları yaşatan yegane şey sonuçta. Her sabah, daha iyi bir gün umuduyla kalkıyoruz. Okulu bitirmek umuduyla, para kazanmak umuduyla, sevmek umuduyla, sevilmek umuduyla, ölmek umuduyla...

24 Ekim 2008

0

Siz de kapatabildiklerimizden misiniz?

Artık biz de yasaklıyız.

Kaç senedir buradan düşünüdüklerimiz yazıyorduk ya, kötü birşeymiş bu. Devlet tarafından yasak konuldu tüm blogger vatandaşlarına. Hayırlısı olsun..

AB'ye girememiş olabiliriz ama sevmediği içerik için internete otomatik engelleme koyanlar listesine çok yakışıyoruz:
Çin
İran
Ermenistan
Tunus
Endenozya
Suriye
Suudi arabistan
Türkiye

Belki de AB'yi boşverip hep beraber güzel bir internet engellileri topluluğu kurmalıyız.

4 Ekim 2008

0

Speedtouch 585 v6


Evimize Adsl bağlanalı heralde 6-7 yıl oldu. Ve bu süre zarfında kullandığımız modem Speedtouch 530'du. Bir sürü bağlantının altından kalktı, o kadar eski olmasına rağmen programların henüz son birkaç senedir desteklediği UPnP desteğinden tutun da gelişmiş arayüz ekranına pek çok özelliğiyle kendini sevdirmişti.

Fakat bu kadar sene sonunda artık transistörleri ölmeye başladığından, içinden belli bir süre elektrik geçmeden çalışamıyordu. Hem Wireless desteği olmadığından (o zamanlar yoktu wireless filan) kardeşin yeni bilgisayarı ve Wii ile de bağlantı kurmak zor oluyordu. Bu yüzden bir üst versiyonuna geçmeye karar verdik. Fakat ne bileyim, meğerse Thomson firması ileriye doğru değil, geriye "gelişim" gösteriyormuş.

Modemi bulmak zor zira pek kimse satmıyor. (Buradan uyanmak lazımdı aslında işe) O yüzden internetten aldık. Modem geldi, eskisini çıkartıp yenisini takınca gördüm ki, benim 100(dl)-20(ul) olan bağlantım bi anda 60 - 4'e indi. Gelişmiş ayarları aradım, bulamadım; kaldırmışlar. Sadece Telnet ile gelişmiş ayar yapılabiliyor, sadece komutlat için 8,5 mblik pdf var; becerecek olan denesin. Firmware aradım fakat bulamadım, neyseki Google kardeş yardımcı oldu yabancı bir forum sitesi buldum, oradan da firmwarelere ulaştım.

Hemen durumu özetleyeyim. Firmware'ler bir Alman sitesinde var. İndirdim en son sürümü: 8.2. küsur birşey. Kurulum için modem'i fabrika ayarlarına geri döndürmek gerekiyor, sanırım yaptığınız ayarlar firmware yüklemesinde problem çıkartıyor. Fabrika ayarlarına döndükten sonra, firmware'yi yüklemeye çalıştım. Benden modeme ulaşmak için kullanıcı adı - şifre istedi. Ayarları daha yeni sildim, ne kullanıcısı? Boş geçtim olmadı. Modemin sayfasını açıyorsun kullanıcı filan sormuyor, bağlanıyorsun. Neyse, adsl bilgilerimi girdim; tekrar firmware aldığım siteye geri döndüm. Meğerse Administrator kullanıcı adı ve boş şifre kullanmam gerekiyormuş. Onu da yaptım, firmware yüklemeye başladı. Fakat yüklenemeden hata verdi. Niye? Kullanıcı adı-şifreye bakacağım diye girdiğim adsl bilgilerim yüzünden. :)

Tekrar fabrika ayarlarına döndüm, tekrar firmware yükledim, bu sefer başarıyla sonuçlandı. Almanca çıkan ekran karşısında şaşıp, İngilizce'ye çevirip, hemen kolay kurulum robotunu çalıştırdım. Meğerse bu firmware Alman bazı ISP'ler için tasarlanmış. Modemim acayip ayalarlarla DSL için ayarlandı. Tekrar fabrika ayarlarına geri döndüm, fakat bitimine yakın kitlendi. Ve modemle bağlantım koptu. Modemi kapatıp açtım ama modem açılmadı. Modem'in sayfasına da ulaşamıyordum. Yeni aldığımız modem, iki günde haşat oldu derken, modem'in üzerindeki reset tuşu aklıma geldi; oradan fabrika ayarlarına döndüm ve bilgilerimi elle girerek kullanmaya başladım.

Çok uzadı, toparlayayım. 2-3 firmware değişikliğinden sonra hala istediğim verimi alamıyorum. Kendi kendine reset atıyor arada ve 530 kadar stabil bir bağlantı veremiyor. Zaten yurtdışında ISP'ler bu modemi hediye olarak veriyormuş. Ben aldım, siz almayın diye. Keşke Linksys alsaydık.
0

SOS İstanbul


Sivil toplum kuruluşlarının katılımıyla şekillenen SOS İstanbul konser ve bilinçlenme projesi kapsamında Turkcell Kuruçeşme Arena'da bugün R.E.M. konseri var. Konser 15:00'te başladı fakat görüldüğü gibi insanlar SOS filan dinlemeyip, direk R.E.M. konserine gelecek heralde. Şu anda E2'de canlı olarak yayınlanıyor konser dizisi ve görüldüğü gibi seyirci izdihamı var.


Öykü Serter sunuyor ve eskiden (5'te 5 günleri) çok sevdiğimiz bu sunucu hanım kızımız kendini bir garip şekle sokmuş. Sivil toplum kuruluşları biraz hikaye, millet gelirse R.E.M. ve onun hemen öncesinde çıkacak olan Mor ve Ötesi için gelecek heralde. Konsere girenlere, "R.E.M.'in Losing My Religion dışında başka bir şarkısını biliyor musunuz?" isimli bir anket yapsalar keşke..
4

Ramazan, Bayram ve Ben

Ramazanda kilo almışım. Bayramda kumaş pantalonlarıma zor sığınca farkettim. Çok fazla ekmek arası tost ve sıcak pide arası yağ tüketimi sonucu olsa gerek.

Son 2 haftadır zaten canım sıkılıyor. Aileye, hayata, ükleye, dünyaya karşı olan inançlarım fena halde sarsıldı. Pek uyuyamıyorum artık. Bayramda aile içi rahatsızlıklar nedeniye bayram olmakdan çıktı, iyice moralimi bozdu. Zaten akrabalar oraya buraya tatile gitmiş. Eski bayramlar git gide mazide kalıyor.

Ayrıca üzüldüğüm başka bir olay da bu kötü dönemimde yanımda olmasını beklediğim bir arkadaşımın hiç oralı olmamasıydı. Sırf bayramın son günleri bayram gibi geçsin, biraz açılayım diye buluşalım istedim ama olmadı. Neden bilmiyorum, bilmek de istemiyorum heralde artık. İnsanları anlamak zor, ve her seferinde bizim ne kadar problemli yaratıklar olduğumuzu görüp üzülüyorum. Hiç bir şeyle mutlu olamıyoruz. Elimizdekilerle yetinemiyoruz. Sürekli fazlasını, bizim olmayan, bilmediğimiz şeyleri istiyoruz. Onunla kimsenin bilmediği pek çok şey paylaştım ama o hiçbir değeri olmayan anlatmadıklarımın peşinde koşup durdu. Anlattıklarımın da bir önemi yoktu onun için, unuttu zaten.

Modem filan derken geçtiğimiz hafta EBG ile de bir kavga ettik, hala pek konuşmuyoruz. Bakalım okuyor mu burayı. :)