31 Mayıs 2008

0

Indiana Jones and the Kingdom of the Crystal Skull


Indiana Jones ve Kristal Kafatası Krallığı 10 gün önce gösterime girdi. Aslında ilk gösterime girdiği gün gidecektim fakat aile içi problemlerinden dolayı geçen perşembe günü gidebildim. Yanıma Pazartesi günü geç kalan bir arkadaşımı da alıp sinemanın yolunu tuttuk.

İlk önce şunu belirtmeliyim ki Indiana Jones filmlerinin benim için özel bir yeri vardır. Özellikle de serinin 3. filmi olan Indiana Jones and the Last Crusade filmi. Bu benim sinemada ilk izlediğim filmdir. İlkokulda filandım galiba o zamanlar, babam ve başka bir tanıdıkla beraber Bakırköy Sinema 74'te balkonda izlemiştik hiç unutmuyorum. Gerçi bu nedendenmidir bilmiyorum ama serinin en iyi filmi de 3. filmdir bence. Kardeşim benim gibi bir sinema deneyimi yaşamamış ama o da üçüncüyü diğerlerinden daha çok sever demek ki sadece benimle ilgili bir olay değil.

Neyse ufak bir giriş bilgisinden sonra, gelelim yeni Indy filmimize. Filmle ilgili pek bir haber, yorum okumadım gitmeden önce. Direk sinemada izlemek istedim kimsenin etkisinde kalmadan. Ve açıkçası pek beğenemedim filmi. Nedenlerini pek saymak istemiyorum, filme gitmemiş olanların zevkini kaçırmayalım ama bir Indiana Jones filmine kristal kurukafalar biraz fazla fantastik olmuş gibi geldi bana. Tamam önceki filmlerde de vardı az çok birşeyler ama bu kadar bariz bir olay yoktu. Çünkü Indy filmlerindeki en sevdiğim şeyler; çarklar, basınca açılan tuzaklar gibi el yapımı öğeler olmuştur her zaman.

Ayrıca 3. filmde çok sevdiğim "güzel film" tarifi, bu filmde biraz bozulmuş. Üçüncü filmde ne ararsanız vardı. Aşk, hareket, vurdu-kırdı, komedi, entrika, hareket, aşk, komedi.. Film hiç durmadan ilerliyordu, insanı sıkmıyordu. Bu filmde bu dozajlar biraz fazla uzun tutulmuş gibime geldi. Bazıları hiç yok, olanlar da uzamış. Bazı dialog bölümleri sıkıyor gibi.

Peki izlenmeli mi? Tabii ki de. Indiana Jones filmi piyasada olan pek çok filmden daha iyi. Fakat Indy filmleri kalitesini yükseltemiyor sadece. 3. filmdeki karakterler yok tamam Indy yaşlandı belki olmamaları normal ama Sean Connery hala hayatta, demek ki oynayabilirdi. Devam filmlerini hiç sevmez ama filmde eksikliği hissediliyor. Cate teyze harika oynamış, tam soğuk Rus. Ayrıca film içinde tam 45 dakikalık bilgisayar destekli animasyon varmış, bir iki yer dışında neredeyse hiç farkedilmiyor; bu da filmin bir artısı. Indy hala komik, hala yılandan korkuyor ve hala aksiyona doymuyor. Keşke ayakları daha yere basan bir senaryosu olsaydı. Kaçırmayın, Indy filmi zor bulunuyor bu dönemde.

27 Mayıs 2008

0

XBoX 360 aldık!



Bir aydır Wii aramaktan sıkılınca, geçen hafta Xbox 360 aldık kardeşle beraber. Böylece "evdeki bilgisayarlar çağdışı kaldı, konsol alalım yerlerine" isimli kampanyamız yine uygulanmış oldu. (Bundan önceki Playstation'a uygulanmıştı.)

Peki neden Xbox 360? Bir kere Playstation 3 Blue-Ray yüzünden oldukça pahalı şimdilik ve orjinal oyunları da el yakıyor. Xbox 360 ise çekilen oyunları filan oynatabiliyor. Ayrıca Xbox360 bir çeşit yandan yemiş bilgisayar olduğu için genelde PC'ye çıkan oyunlar onda da çıkıyor. Dolayısıyla ne zamandır oynayamadığım PC'ye çıkan oyunları da bu aletle görebileceğiz.
Peki sadece oyuna mı yarıyor bu? Hayır, Microsoft işi olduğundan kendisi PC'ye ethernet üzerinden bağlanabiliyor. Eğer media center yüklüyse bilgisayarda, konsoldan PC'deki resimleri, videoları izleyebiliyorsunuz. Divx filan da oynatabiliyor yani. Ayrıca kendisi dvd player olarak da hizmet veriyor.

Geçen hafta Sirkeci'de buldum bu aleti. Dükkan sahibi bir oyun forumunda satış yapıyordu, salı günü gelip alacağımı belirttim fakat öğrendim ki elinde yokmuş. Wii'den ağzı yanmış biri olarak (4 defa gittim Sirkeciye almak için, 2'sinde "Elimizde var gelin alın" demişlerdi hatta; hepsinden eli boş döndüm.) bunu da alamayacağımızı düşündük ama neyse ki Turgay bey sözünün ehliymiş, Perşembe dedi; Perşembe gelmiş gerçekten de. Fakat ufak bir noktayı atlamışım. Oyun ısmarlamayı unutmuşum. :) Xbox360 şu anda hala kutusunda sadece birkaç saat içinden çıkan ufak oyunları oynadık (PacMan?!?), yakında tam randıman alırız inşallah. Zaten oynadıkça buraya da yazacağım.

Resimde de görüldüğü gibi kontrol aleti kablosuz. Açıkçası benim alerjim vardır pilli kontrol aletlerine karşı. (Klavye, mouse, joystickler) Hiç bir zaman düzgün verim alınmaz ve olmadık yerde de pili biter. Konsolu almadan önce bir de kablolu kontrol aleti alırım diyordum. Fakat bir süre kullandıktan sonra gördüm ki, neredeyse hiç bir eksisi yok kablosuz olmasının. Hatta çok rahatlığı var, pil ömrü kısa değil; tuşlar filan da gayet ergonomik.

Şimdi kardeşin ikinci kontrol aletini almasını bekliyoruz, ayrıca bir harddisk alınca da GTAIV'ün tadına bakacağız, o zamana kadar diğer oyunlarla oyalanalım birazcık.

20 Mayıs 2008

0

Ademler ve Havvalar


Geçenlerde kahvaltı ederken sonunu yakalamıştım bu programın. Yaklaşık bir haftadır takip ediyorum. Özellikle İtalyan Tv'lerinde öğlen kuşağında görmeye alıştığımız çeşitli konuklar ve seyircilerle beraber yapılan programlara benziyor.

TRT'de yaklaşık 14:45 sularında başlıyor program. Ve baylar, bayanlar olarak iki ayrı seyirci grubu; konuklar ve psikiyatrist Doçent Doktor Haluk Özbay katılıyor. Sunuculuğunu ise Raşit Yıldırım ve Şebnem Yiğit paylaşıyorlar. Her bölümde bir konu ele alınıp, irdeleniyor. Genelde iletişim ve birliktelik ağırlıklı konular bunlar. Bilgilerden sonra gelelim programı neden beğendiğimize.

İlk önce TRT faktörü; tamam diğer programları sıkıcı olabilir fakat bu programda birbirlerine atışmaları olsun, esprileri olsun çok da kötü değil. Ayrıca bu saatlerde diğer kanallarda yayınlanan "Kim kime sarktı?" ve "İki göbek atalım, mendil sallayalım" tarzı beynin sadece dış çepherine nüfuz eden programlardan daha içerikli.
Gelen seyirciler ise Türk insanının görüşlerini özetliyor, kimisi çok uçarken, kimisi gayet yerinde laflar edebiliyor. Akıl yaşta değil baştadır sözüne güzel bir örnek.
Tabi en güzeli de psikiyatrımız oluyor. Yorumları gayet güzel, insanlara birşey öğretmeye değil; sadece anlatmaya çalışıyor. Anlayan seyircilerin sonra laflarını çevirmesi ise hoş.

3'e çeyrek kala TRT'de yayınlanıyor. (Evet benim kahvaltı saatim :) Ayrıca tekrarları var bilimum saatlerde.

Ademler ve Havvalar Web Sitesi

18 Mayıs 2008

2

Çalışma Hatıraları


Maketin fotoğraflarını verdim, biraz da çalışma ortamından bahsedelim.

Solda masamın hali görülüyor. Bıçaklarım, cımbız filan ortada. Kardeş anfi tiyatroyu kesmiş, masanın üstünde duruyor. Pritt ise kaybolup durduğundan, tarafımdan icat edilen Pritt Tutacağı aleti ile sabitlenmiş. Hem de yer kaplamıyor. Sağda ise son güne girerken, sağ işaret parmağımın şişmesi görülüyor. Çok fazla kalın karton kesmekten oldu, neyseki Faik yardıma geldi son gün; zaten tam yetişmedi maket, O da olmasa hiç bitmezdi.

Burada ise maketi gönderdikten sonra evin halini görebilirsiniz. Perşembe günü göndermiştim, televizyonda Fenomen başlamış; ona da yetişmeye çalışıyordum bir yandan. Kardeş toplanmaya yardım etti sağolsun, bir maket macerası daha böylece sona erdi. Yarışma sonucunda kazanamadık ama maket yapmak ne kadar zevkliymiş yeniden hatırladım bunun sayesinde.
1

Kayseri Proje Yarışması Maketi Son Hali


Biraz fazla fotoğraf olduğu için konuyu böldüm.

Aslında maket istediğim gibi olamadı. Bunun çeşitli nedenleri var tabii, birincisi çizimler elime biraz geç ulaştı. 2 hafta kala başlamıştık zaten ama son kesin çizimler gelmeden kalenin duvarları ve taban içindeki boşluğun yüksekliğini yapamazdım. Zaten önceden kararlaştırdığımız gibi yapsaydım, çizimler geldiğinde bunların değiştiğini görecektim.

O yüzden etrafa pek fazla detay çalışamadım. Kapılar ve etrafa binalar da yapacaktım aslında.

Özellikle kale önündeki havuz ve etrafındaki ağaçlar oldukça güzel duruyor. İçerideki dükkanların üzeri kapalı, anfi tiyatronun kesimini minik kardeş yaptı. Fakat lazer yazıcının baskılarının silinmesi yüzünden ne yazık ki istediğim kadar iyi durmuyor.
0

Kayseri Kalesi Proje Yarışması Çalışması


Geçtiğimiz ay üniversiteden bir hocam aradı, mimari proje yarışmasına katılıyorlarmış; benden maketini yapmamı istedi. Yoğun olduğumdan pek yapmak istemedim. Ama kendisi beni okuldan mezun ettiği için kabul etmek zorunda kaldım.

Maketi geçen ay bitirdim fakat gün be gün buraya yazamamıştım, o yüzden toptan girmeye karar verdim.

Sol üstte ilk kütle görülüyor, özellikle sur kesimleri çok uzun sürdü. Sağda ise tabanın ilk ve son hali görülüyor. Marangozdan bir ahşap kestirip üzerine mantar ile yükseldim. Kalenin iç kısmı için bir boşluk oluşturmak gerekiyordu.

Kale duvarları bittikten sonra sprey boya ile boyadım. Kalenin en üst kotunu daha yapıştırmadım, o beyaz olarak kaldı, böylece dolaşma yerleri belli olacak son makette.

Sağda ise boyanan kalenin tabana yerleşmesi görünüyor. Kalenin iç duvarları, tabanda açılan boşluğa denk gelecek şekilde uzun tutuldu böylece iç ve dış arasında kot farkı var. Ayrıca kale içindeki son kot olan kısım da beyaz olarak yerine konmuş.

Soldaki resim de son aşamaya oldukça yakın, iç bahçe bitmiş gibi. Fakat bu projede ne yazık ki A3 inkjet yazıcımın kartuşu tıkandığı için, A4 lazer yazıcımdan çıktı almak zorunda kaldım. Hem boyut olarak bana ekstra problem çıkardı (maket A3'e biraz sığabiliyor, A4'e sığmıyor.) hem de lazer yazıcı baskısı, maket yaparken kendi kendine silindi gitti.

15 Mayıs 2008

0

Dexter Cnbc-e'de!!


Uğruna uydu alıcısı satın aldığımız ailemizin seri katili Dexter, E2'yi kasıp kavurduktan sonra CNBC-e ekranlarına konuk oluyor.

21 Mayıs'dan itibaren, çarşamba akşamları 21'de yayınlanacak olan bu güzel diziyi mutlaka izleyin. Biz E2'de sezon 2'yi izlemekteyiz, bu hafta final yapacak; ve ardından ilk sezonu ile Cnbc-e'ye taşınacak.
Kendisi Prison Break'den sonra merakla beklediğimiz tek dizi oldu bu sene, sezonu bir bitirsin ufak bir yazı yazarım artık.

3 Mayıs 2008

0

Endem Elektronik

Bugün gerçekten sinir oldum bu işletmemsi yere. Önceden PlayStation 1 ve PlayStation 2'lerimi buradan almış ve buraya çip taktırmıştım. Hatta Edirne'den bile makine getirdiğim olmuştu çip için. Normalden biraz pahalı fakat hiçbir problem çıkmadığı için güveniyordum. Taa ki bu haftaya kadar.

Kardeşle kafa kafaya verdik, Wii alalım dedik. Şansa Wii Fit çıktı, Wii'ler karaborsaya düştü. Ben de eski dost Endem Elektroniği aradım, ellerinde olduğunu gelip alabileceğimi söylediler. İyi dedik, ertesi gün evden çıkmadan bir arayayım bari dedim. İyiki aramışım. Ellerinde Wii yokumuş. Ee dedim dün var dediniz, satıldı mı? Sordular soruşturdular; "Satıldı heralde" şeklinde bir cevap. Heralde? Benim mi bilmem lazım satılıp satılmadığını, durumu anlamam lazımmış ama anlamadım işte. Neyse, telefonda bana arkadaşlarının Cumartesi günü piyasadan Wii toplayacağını söylediler. Pazartesi filan gelirmiş yani. İyi dedim kapadım.

Bugün ise kardeşim aradı sordu, Wii varmış ve fiyatını da almış. Bana söyledi, ben de çıkmadan yine bir terslik olmasın diye aradım. Wii gerçekten varmış, onlara ayırmalarını hatta takabiliyorlarsa çipi takmalarını bir saate kadar geleceğimi söyledim. Adımı bıraktım. Çipi takmayacaklarını gelince 1 saatte bitirebilceklerini söylediler. İyi dedim, sonuçta bana güvenmek zorunda değiller; haklı adamlar da. Neyse çıktım evden, gittim olay mahaline. "Pardon ben sizi aramıştım, Wii alacaktım?" lafıma çok güzel bir cevap aldım. "İyi de elimizde hiç Wii yok ki?".
Kan beynime sıçradı, "Nasıl, yok az önce aradım sordum; sattınız mı yoksa?" "Hayır, satmadık; Wii yok elimizde gelmedi." Kendimi zor tuttum, olmayan birşeyi neden var gibi söyleyip, beni taa anasının gözünden getirdiklerini anlattım. Telefonumu istediler, gelince beni arayacaklarmış. Telefonumu vermedim tabi, hiçbir şey demeden çıktım geldim. Bunun nasıl bir mantıklı açıklaması olabilir bilmiyorum, yok bilmemkim getiriyor, o satmış falan filan. Yahu var mı yok mu, açıp stok tutan adama sormuyorsun bile. Kafadan sallıyor işte o anki ruh durumuna göre.
Çok sinirlendim, bir bilgisayar bir tezgahla bu kadar iş yapılıyor...