31 Aralık 2008

1

2008 Gitti

Sıkıcı, garip, saçma ve boş.. 2008 böyle geçti.

Askerden getirdiğim problemlere birkaç tane yeni sorun ekleyince koca yıl içi boş geçti. Fakat özellikle yaz döneminde ring başkanımız Cengiz abi ve tiyatrodan bir arkdaşımı kaybetmemle iyice kötü oldum.


Cengiz abi benden video edit programları istemişti, hala neden vermediğimi düşünüyorum. Zamanım yoktu güya, o sırada diğer kaybettiğim arkadaşımla ilgileniyordum çünkü. Keşke onun arkadaşlarını dinleyip, bu kadar zaman harcamasaydım. Cengiz abiyle cenette görüşeceğiz artık, diğeriyle de cehennemde..

Ne zamandır yazmıyorum kısa kısa geçelim:
. Birkaç gün önce halamın oğlunu kaybettik ve hayat gerçekten boş ve saçma görünüyor ölüm haberleriyle. Ve ben birkaç ay önceki depresan halimi düşünüp gülüyorum.

. Xbox live hesabı açmıştım bugün bitti. Harika birşeymiş..

. Hustle yeniden başladı. Ayrıca Hustle öncesi Unhitched diye bir dizi var, Coupling'i andırıyor. Ve her Hustle bölümüyle, koca ağızlı "dexta" teyzesi daha da güzelleşiyor.

. Bu sene Şeval'e mermer lazım oldu diye beni İkariam'a soktu zorla. O bıraktıktan sonra pek tadı kalmadı, ben de bıraktım; boşa zaman kaybı işte. GaMeR's iNN, Brawl, HaMSo ve moRoniiK şehirlerim yerle bir artık.
Ogame sıkıcıydı, bu da öyle. Live varken çekilmez zaten. :)

. Ibm üyeliğimi yeniledim yeni yılda. Çok güzel planlarım var.

. Son zamanlarda yeni arkadaşlar edindim, ve en önemlisi ne zamandır sahip olduğum bir iki arkadaşımı da yeniden ve daha iyi tanıma şansına sahip oldum. Konuşacak o kadar ortak şeyimiz varmış ki, şaşıyorum.

. Tiyatroya da geri döndüm sayılır. Bir iki kişiye kırgınlığım hala var ama gidiyorum yine. Foruma da geri dönebilirim iş durumuma göre, bakacağız.

. House, house, house. "İnsanlar yalan söyler" sözünden başka laf bilmiyor diye kızıyordum, bu sene yaşadıklarımdan sonra; haklısın diyorum. Ağrı kesici müptelası süper doktorumuz. Tamam dizinin gidişatı belli, bir esas hasta birkaç yan hasta var. Esas hasta ilk başta yanlış tedavi/teşhis sonucu kötüye gider ve House sonunda teşhisi düzeltir. Olsun yine de izliyorum zevkle.

. Bir diğer sorunlu insan Dexter de bu ay içinde yeni sezonu ile E2'ye geri geliyor. Merakla bekliyoruz.

. Yeni yıl hediyem, kardeşimden Moleskine. Nereden bildi ki bu kadar çok istediğimi acaba? :)


Herkese mutlu ve neşeli bir yeni yıl dileklerimle.

21 Kasım 2008

0

Kifayet

"Kelimelerin kifayetsiz olduğunu" demiş şair. Kimi zaman anlatamazsın içinden gelenleri, senin yerine başkası anlatır..

Gecenin bir vakti bu klibi veren ebg hanıma teşekkürlerimle. P.A.K. paktı mutlaka mezun edecek üyelerini, sabret.

Videodan çıkardığınız ders, "brokoli kalp dostudur" ile sınırlı kalmasın lütfen; ilk defa bir video koydum bloga; kıymetini bilelim. :)

15 Kasım 2008

0

Fable 2


Albion topraklarında kötülük uyanmak üzere ve onu ancak bir kahraman durdurabilir.

Peter Molyneux yine geri döndü. En son blogumda Movies ile ağırlamıştık kendisini ve şimdi de Xbox 360'a özel çıkardığı Fable 2 ile karşımızda. Oyunu oynarken "nerede o eski Dungeon Keeper'ler" demeden duramadım ama olsun elimizdekiyle idare edeceğiz.

Oyunumuz biz küçükken başlıyor ve kendimizi gerçekten masalsı bir dünyada buluyoruz. Bize kontrolleri biraz gösterdikten sonra, konuya hızlı bir giriş yapıyoruz. Ortamlar çok güzel tasarlanmış; güneş, ay, otlar, binalar. Herşey çok güzel görünüyor. Oyunu 3. kişi perspektifinden oynuyoruz fakat uzun menzilli silah filan kullanırken düzgün nişan almak için istediğimizde birinci kişi perspektifine dönebiliyoruz.

Oyunun en güzel yanı pek çok güzel fikre sahip olması. Mesela isterseniz iyi bir kahraman, isterseniz de her önüne geleni kesip, çalıp çırpan bir kabadayı olabilirsiniz. Etraftaki dükkanları ve evleri satın alabilir ve bunları daha ucuza (iyi insan) veya daha pahalıya (realist insan) kiralamak mümkün.

Yandaki resim oyundan alındı; koca şapkalı ben, yerde "Köpecik" ve diğer yanımda da evim var. Oyun boyunca yanımızda olan bu köpecik, bizimle maceradan maceraya atılıyor. Fakat ne yazık ki ne kadar eğitirseniz eğitin, Fallout 3'teki köpeğiniz kadar savaşlara katılmıyor. Oradaki daha az sevimli olsa da, çok daha yararlı. Köpeğimiz kuyruk filan sallayıp bize yer altında gömülü hazineleri gösteriyor, düşman hissedince de hırlıyor. Bir diğer değşik fikir, insanlarla etkileşim. Etkileşim sadece konuşma ve dialog seçme ile olmuyor. Sims'deki etkileşimler gibi değişik seçenekler çıkıyor ekranda ve sizde dans edip, şarkı söyleyerek kendinizi karşınızdakine beğendirebiliyorsunuz. (Ya da kızdırabiliyorsunuz.) Bunlar da ufak oyunlar şeklinde tasarlanmış.

Oyun boyunca aldığınız dükkan ve evler, her 5 dakikada bir (gerçek zaman) size kira olarak gelir getiriyor. Xbox kapalı olsa bile paranız değerlenmeye devam ediyor yani.

Dövüş ve büyü sistemi değişik ve güzel. Yükleme süreleri biraz fazla ama sonuçta bir konsol oyunu. Peki oyunun en kötü yanı? Oyun hiçbir şekilde test edilmemiş. Yeni bir eşya aldığınızda, menünüzde "!" seçeneği çıkıyor. Böylece o yeni eşyayı daha kolay görebiliyorsunuz. Gidip ünlem işaretli eşyaya bakınca, eşya üzerindeki ünlem işareti kayboluyor. Fakat menüden kaybolmuyor. Hemen gözönündeki bu olayı bile nasıl atlamışlar bilmiyorum ama oyun içinde 3 yerde ben çok kötü takıldım. Limandaki Banshee, ölmek bilmedi mesela. Çare olarak şehirden dışarı çıkıp tekrar başladım. Sonra evimin içini düzeltirken, tepede ev düzeltme ile bir yazı çıktı ve öyle kaldı. Kapatıp açma, başka yerlere gitme fayda etmedi, sonunda evime dönüp tekrar düzenleme seçeneğine girip kaldırttım o yazıyı. Bir keresinde de benimle birlikte bir yere gelmesi gereken diğer 2 kahraman arkadaşım da ben etrafta hazine ararken bir anda öylesine durup etrafa bakmayı seçti. Beni takipten vazgeçtiler. Ne yaptıysam fayda etmedi, orada kaldılar öylece; yeniden başlamak zorunda kaldım göreve. Kayıt sistemi yok, tek bir save üzerinden çalışıyor oyun ve yanlış bir harekette tüm oyun gidebilir; dikkat edin.

Bizi kurtaran çingene teyze beni sürekli ana görevi yapmam için zorladı. Aslında çok güzel yan görevler de var, ve ben teyzeyi dinleyip ana görevler için koştururken, pek çok ara görevin zamanı geçmişti. Mesela Temple of Light harabe olmuştu.

Keşke daha çok test edilseymiş, illa noel oyun fırtınasına yetişecek diye kasmasalarmış. Biraz daha fazla görev, daha uzun bir hikaye ile yılın oyunu olabilirdi belki. Oyun çıkar çıkmaz, patch'ı live'de yayınlandı bu arada, pek çok hatayı düzeltiyor heralde. Ayrıca live ile oyunu iki kişi oynamak da mümkün. Oynarken tekrar yonarım heralde diyordum ama ana görev bitti ve tekrar oynayacağımı sanmıyorum. Ama yine de pek çok oyundan güzel, kendini oynatıyor.

9 Kasım 2008

0

Xbox 360'a Yeni Hdd Aldık

Bildiğiniz gibi, Xbox360'ı Arcade pack olarak almıştık. Ve bu setin içinden sabit disk yerine 256 mblik hafıza kartı çıkıyordu ve pek çok esktra da yoktu.

Fakat şimdi farkediyorum ki bunlara gerçekten ihtiyaç oluyor. Zaten bu ay çıkacak yeni Xbox360 dashboard güncellemesi için, bir hard disk gerekiyor. (130 mb yer tutacakmış galiba.)

Aslında Play-Asia'dan 60'lık Hdd setini alacaktım, çünkü kulaklık ve Live Gold kartına da ihtiyacım var. Fakat aynı fiyata 120'lik hdd görünce, kararımı 120'den yana kullandım. Zira demoları çekmek bedava ve yeni update ile birliklte oyunlar hdd'ye atılabilecek artık. Şimdi de bir kulaklık ihtiyacım var, live için. Hem eski Xbox oyunlarını çalıştırmak için de, hdd'ye ihtiyaç var. Birşeyler indirip kurması gerekiyor aletin çünkü.

Play-Asia demişken, sağa sola reklam koymam boşuna değil. Yazın oradan oldukça ucuza pembe Xbox 360 kolu aldık. Ayrıca bir de Xbox soğutucusu. Kargo fazla tutmuyor, ve gelen siparişlerden hediye çekleri çıkabiliyor.

7 Kasım 2008

0

Kitap Fuarı '08

İşte yine odamızın kitaplarla dolduğu o hafta geldi çattı.

Yine şehrimizden birazcık uzakta bulunan fuar merkezine gittik ve gezdik. Fakat bu sefer maaile gittiğimizden eskisi kadar, fiyat takibi yapamadık. Hatta Empati kitabına fazladan 4 milyon ödemekten son anda kurtardım.

Önceden kalma ayıplı ürünlerimi değiştirdim. Geçen sene aldığım Natsuo Kirino'nun "Çıkış" kitabının son 4 yaprağı yoktu mesela. Tabii en kötüsü de bunu okurken farketmemdi. Tam sonuna geldim ve 640. sayfada cümle "-" ile yarım kaldı. Ve ben de diğer tarafta bulunan iç arka kapağa şaşkın şaşkın bakakaldım.

Diğer ayıplı ürün ise Ray Bradbury'nin "Uğursuz Bir Şey Geliyor Bu Yana" kitabıydı. Kitap geldiğinde poşetliydi. Poşedi açınca içinde bazı sayfaların katlandığını ve kesime böyle gittiği için o sayfaların yamuk, kitaptan 1 santim dışarı taştığını gördüm. Gerçi bunu iDeefixe'den almıştım ama olsun.

Her ikisi de İthaki'nin olduğu için, ikisini de geri götürdüm ve değiştirdim. Peki bunu neden bu kadar uzattım? Çünkü değiştirdiğim Çıkış kitabında yine bir acayiplik olduğunu az önce farkettim. Yukarıda yazdığım "640." sayfayı teyit etmek için kitabın sayfalarını geriye doğru karıştırıyordum: 648, 646, 644, 642, 648, 646, 644, 642, 640...
Evet, önceki verdiğim kitapda eksik olan bölümler, bu kitapda 2 defa yer alıyor. Ben de onların nereye kaybolduğunu merak ediyordum, zaten!

Olasılıksız'ı çok sevdiğim için, sadece Empati'yi almaya gitmiştim. Ama onun yanında 2 kitap daha aldım, "Zar Adam" ve "Erkekler 1e Ayrılır". Her fuarın geleneği olan "Kayra ile Görüşme" ve "McDonald's'dan Menü Abartma" etkinliklerini de tamamlayıp, mekandan ayrıldık.

Bakalım ne zaman okuyacağım yeni kitaplarımı. Daha da kötüsü, nereye koyacağım bunları??

26 Ekim 2008

0

House M.D.

Sonunda bu günleri de gördük. Ünlü doktor House işbaşında.

İlk olarak 2004 Kasım ayında yurtdışında gösterime başlayan dizi, 2 Altın Küre ve pek çok Emmy ödülü de almıştı. Başrolünde Doktor House rolünde Hugh Laurie amcamız var. (Bu rolüyle üst üste iki sene Altın Küre aldı.)
Bu diziyi ilk duyduğumda CNBC-e'de yayınlanmasını beklemiştim zamanında.

Fakat onların yerine çok sayın DijiTurk kanalı diziyi almış, ben de sadece bir kere gittiğim bayram ziyaretinde diziye hayran hayran bakmıştım. Tamam belki biraz hayal kırıklığına uğramıştım, biraz daha fantastik birşeyler bekliyordum ama bu hafta TNT'de yayınlanan bölümü izleyince oldukça beğendim.

Dizi normal hastane dizilerine pek benzemiyor, başroldeki hastalık hastası House tam bir başbelası. Ama aynı zamanda da modern Sherlock Holmes. Çok yara almış, insanlara güvenmiyor fakat yine de hastanede çalışmaya devam ediyor. Eğer onun hastası olmanın çok kolay olduğunu sanıyorsanız, bir de yanında çalışan doktorları görmelisiniz.

Artık her perşembe 20:00'de TNT'de. Kaçırmayın...

25 Ekim 2008

1

Sevgi ile Umut

Sevgi dediğin nedir ki?

Vücudunun istemdışı ürettiği bir duygu yığını. Hiç istemediğin halde çıkartır, eline koyar. Bakarsın, şaşırırsın. Ne yapacağını bilemessin elindeki bu sevgiyle.

Sahibine vermek istersin. Belki de ilk defa elinde böylesine birşey gördüğünden belki de boşluğuna gelir; alır elinden. Sevinirsin, karşılığını bulduğunu sandığın an; istemez onu, atar. Tozlu yere yuvarlanır elinde tuttuğun sevgi. Alırsın yerden, tozlarını temizlemeye çalışırken iki damla gözyaşınla ıslanır. Verdiğin insan için bir değeri yoktur ama o senin bir parçandır nihayetinde. Şaşırırsın saflığına.

Pes etmezsin, "Belki de yetmedi" diye düşünür; daha da eklersin elindekine yeni çıkanları. Tozlar içinde kalır ama azalmışlardır. Cesaretini toplayıp, tekrar ona götürürsün. Ellerin titrerken uzatırsın, gözlerinin içinde kaybolmamaya çalışarak.
"Bu tozlu!" deyip, eline vurur bir kere; izlersin az önce elinde tuttuğun sevginin havada aldığı yolu. Yere düşer yine, üzülürsün. Başka birşey gelmez elinden. "Ama sen atmıştın.." demek istersin, diyemezsin. Kalbin buna rağmen sevgi pompalamaya devam eder, ağzını açamazsın çünkü. Gözlerin dayanamaz ama..

Hep kabul eder umuduyla götürürsün elindekileri, belki bu sefer sever; o da katkıda bulunur diye. Ama olmaz, belki de elindekini uzatmak yerine cebine koyup yoluna devam etmen gerekir. Her adım atışında, cebinde topladığın tozlu sevgiler bacağına batar. Canını acır. Eskisi gibi yürüyemezsin artık.

Umudun vardır hala, belki karşına çıkacak başka biri; elindeki sevgiyi görmek ister. Hatta kendi hafif tozlanmış sevgisini uzatıp, seninkiyle birleştirmek ister. Gözlerin yine yaşarır, sebep başkadır bu sefer.

Umut insanları yaşatan yegane şey sonuçta. Her sabah, daha iyi bir gün umuduyla kalkıyoruz. Okulu bitirmek umuduyla, para kazanmak umuduyla, sevmek umuduyla, sevilmek umuduyla, ölmek umuduyla...

24 Ekim 2008

0

Siz de kapatabildiklerimizden misiniz?

Artık biz de yasaklıyız.

Kaç senedir buradan düşünüdüklerimiz yazıyorduk ya, kötü birşeymiş bu. Devlet tarafından yasak konuldu tüm blogger vatandaşlarına. Hayırlısı olsun..

AB'ye girememiş olabiliriz ama sevmediği içerik için internete otomatik engelleme koyanlar listesine çok yakışıyoruz:
Çin
İran
Ermenistan
Tunus
Endenozya
Suriye
Suudi arabistan
Türkiye

Belki de AB'yi boşverip hep beraber güzel bir internet engellileri topluluğu kurmalıyız.

4 Ekim 2008

0

Speedtouch 585 v6


Evimize Adsl bağlanalı heralde 6-7 yıl oldu. Ve bu süre zarfında kullandığımız modem Speedtouch 530'du. Bir sürü bağlantının altından kalktı, o kadar eski olmasına rağmen programların henüz son birkaç senedir desteklediği UPnP desteğinden tutun da gelişmiş arayüz ekranına pek çok özelliğiyle kendini sevdirmişti.

Fakat bu kadar sene sonunda artık transistörleri ölmeye başladığından, içinden belli bir süre elektrik geçmeden çalışamıyordu. Hem Wireless desteği olmadığından (o zamanlar yoktu wireless filan) kardeşin yeni bilgisayarı ve Wii ile de bağlantı kurmak zor oluyordu. Bu yüzden bir üst versiyonuna geçmeye karar verdik. Fakat ne bileyim, meğerse Thomson firması ileriye doğru değil, geriye "gelişim" gösteriyormuş.

Modemi bulmak zor zira pek kimse satmıyor. (Buradan uyanmak lazımdı aslında işe) O yüzden internetten aldık. Modem geldi, eskisini çıkartıp yenisini takınca gördüm ki, benim 100(dl)-20(ul) olan bağlantım bi anda 60 - 4'e indi. Gelişmiş ayarları aradım, bulamadım; kaldırmışlar. Sadece Telnet ile gelişmiş ayar yapılabiliyor, sadece komutlat için 8,5 mblik pdf var; becerecek olan denesin. Firmware aradım fakat bulamadım, neyseki Google kardeş yardımcı oldu yabancı bir forum sitesi buldum, oradan da firmwarelere ulaştım.

Hemen durumu özetleyeyim. Firmware'ler bir Alman sitesinde var. İndirdim en son sürümü: 8.2. küsur birşey. Kurulum için modem'i fabrika ayarlarına geri döndürmek gerekiyor, sanırım yaptığınız ayarlar firmware yüklemesinde problem çıkartıyor. Fabrika ayarlarına döndükten sonra, firmware'yi yüklemeye çalıştım. Benden modeme ulaşmak için kullanıcı adı - şifre istedi. Ayarları daha yeni sildim, ne kullanıcısı? Boş geçtim olmadı. Modemin sayfasını açıyorsun kullanıcı filan sormuyor, bağlanıyorsun. Neyse, adsl bilgilerimi girdim; tekrar firmware aldığım siteye geri döndüm. Meğerse Administrator kullanıcı adı ve boş şifre kullanmam gerekiyormuş. Onu da yaptım, firmware yüklemeye başladı. Fakat yüklenemeden hata verdi. Niye? Kullanıcı adı-şifreye bakacağım diye girdiğim adsl bilgilerim yüzünden. :)

Tekrar fabrika ayarlarına döndüm, tekrar firmware yükledim, bu sefer başarıyla sonuçlandı. Almanca çıkan ekran karşısında şaşıp, İngilizce'ye çevirip, hemen kolay kurulum robotunu çalıştırdım. Meğerse bu firmware Alman bazı ISP'ler için tasarlanmış. Modemim acayip ayalarlarla DSL için ayarlandı. Tekrar fabrika ayarlarına geri döndüm, fakat bitimine yakın kitlendi. Ve modemle bağlantım koptu. Modemi kapatıp açtım ama modem açılmadı. Modem'in sayfasına da ulaşamıyordum. Yeni aldığımız modem, iki günde haşat oldu derken, modem'in üzerindeki reset tuşu aklıma geldi; oradan fabrika ayarlarına döndüm ve bilgilerimi elle girerek kullanmaya başladım.

Çok uzadı, toparlayayım. 2-3 firmware değişikliğinden sonra hala istediğim verimi alamıyorum. Kendi kendine reset atıyor arada ve 530 kadar stabil bir bağlantı veremiyor. Zaten yurtdışında ISP'ler bu modemi hediye olarak veriyormuş. Ben aldım, siz almayın diye. Keşke Linksys alsaydık.
0

SOS İstanbul


Sivil toplum kuruluşlarının katılımıyla şekillenen SOS İstanbul konser ve bilinçlenme projesi kapsamında Turkcell Kuruçeşme Arena'da bugün R.E.M. konseri var. Konser 15:00'te başladı fakat görüldüğü gibi insanlar SOS filan dinlemeyip, direk R.E.M. konserine gelecek heralde. Şu anda E2'de canlı olarak yayınlanıyor konser dizisi ve görüldüğü gibi seyirci izdihamı var.


Öykü Serter sunuyor ve eskiden (5'te 5 günleri) çok sevdiğimiz bu sunucu hanım kızımız kendini bir garip şekle sokmuş. Sivil toplum kuruluşları biraz hikaye, millet gelirse R.E.M. ve onun hemen öncesinde çıkacak olan Mor ve Ötesi için gelecek heralde. Konsere girenlere, "R.E.M.'in Losing My Religion dışında başka bir şarkısını biliyor musunuz?" isimli bir anket yapsalar keşke..
4

Ramazan, Bayram ve Ben

Ramazanda kilo almışım. Bayramda kumaş pantalonlarıma zor sığınca farkettim. Çok fazla ekmek arası tost ve sıcak pide arası yağ tüketimi sonucu olsa gerek.

Son 2 haftadır zaten canım sıkılıyor. Aileye, hayata, ükleye, dünyaya karşı olan inançlarım fena halde sarsıldı. Pek uyuyamıyorum artık. Bayramda aile içi rahatsızlıklar nedeniye bayram olmakdan çıktı, iyice moralimi bozdu. Zaten akrabalar oraya buraya tatile gitmiş. Eski bayramlar git gide mazide kalıyor.

Ayrıca üzüldüğüm başka bir olay da bu kötü dönemimde yanımda olmasını beklediğim bir arkadaşımın hiç oralı olmamasıydı. Sırf bayramın son günleri bayram gibi geçsin, biraz açılayım diye buluşalım istedim ama olmadı. Neden bilmiyorum, bilmek de istemiyorum heralde artık. İnsanları anlamak zor, ve her seferinde bizim ne kadar problemli yaratıklar olduğumuzu görüp üzülüyorum. Hiç bir şeyle mutlu olamıyoruz. Elimizdekilerle yetinemiyoruz. Sürekli fazlasını, bizim olmayan, bilmediğimiz şeyleri istiyoruz. Onunla kimsenin bilmediği pek çok şey paylaştım ama o hiçbir değeri olmayan anlatmadıklarımın peşinde koşup durdu. Anlattıklarımın da bir önemi yoktu onun için, unuttu zaten.

Modem filan derken geçtiğimiz hafta EBG ile de bir kavga ettik, hala pek konuşmuyoruz. Bakalım okuyor mu burayı. :)

27 Eylül 2008

0

Wiiiiiiii


Geçen hafta ne zamandır niyetlendiğimiz aleti sonunda aldık: Wii!

Aslında kendisine yaz başında karar vermiştik fakat piyasada nedense pek bulamadık. Nintendo az sayıda çıkartıp, bol bol satıyormuş, zaten o yüzden Xbox360 almıştık yaz başında.

Xbox almadan bile önce Wii için Wii Fit almamıza rağmen, Wii'yi anca geçen hafta aldık ve bir haftalık tecrübemize dayanarak söylüyorum; bu alet gerçekten eğlenceli.

Alır almaz, hemen kardeşle kendimize birer Mii yaptık. Bu Mii'leri oyunları sizin yerinize oynayan, diğer Wii'lere oturmaya giden profilleriniz. Tamam Wiimote (fotoğrafta sol üstte duran alet) ve Nunchuk (sağ üstte) çoook ama çoook hassas değil fakat bu eğlenceyi baltalamıyor. Pek çok hareketli ve neşeli oyunlar var. Genelde çocuk konsolu dense de, Resident Evil'lerden tutun Zack & Wiki adında tıklamalı macera oyunlarına pek çok seçenek mevcut.

Alır almaz, kardeş Wii Fit ile yoga çalışmalarına başladı misal. Henüz 2 kişilik oyunlara geçemiyoruz ama en yakın zamanda bir Wiimote daha alıp karşılıklı oynayacağız. Türkiye'de yasal olarak satılıyor alet, fakat Türkiye'ye ne yazık ki internet desteği verilmiyor. Yunanistan bile Wii Dükkanı'na girip eski oyunları indirirken, biz giremiyoruz. Madem Türkçe klavuzlu ve garantili olarak Türkiye'de satıyorsunuz, bari onları da destekleyin.

En sevdiğim özelliklerden biri de pek ısınmaması. Grafikleri Xbox 360 kadar iyi değil fakat, ondan daha küçük ve televizyon sehpamıza girebiliyor. Havadar ortamda bile ısınma problemi olan Xbox oraya girse ölürdü heralde. Evde Wii partileri başladı bile, 2. Wiimote'yi de alınca hızla devam edecek...

24 Eylül 2008

2

Müze Kart

Geçen hafta bir arkadaşımla beraber Sultanahmet'e indik. Ne zamandır müzeleri gezmemiştim, hem de Ramazan eğlencelerine bir bakarız dedik.

Topkapı Sarayı'na giriş 20 YTL. Müze Kart da 20 YTL. Ben de her Türk gibi bir Müze Kart alarak, bundan sonraki müze ziyaretlerimi (sanki çok geziyorum da) beleşe getirmeyi umdum. Fakat "fine print" dediğimiz küçük yazıları içerideki Harem bölümüne girmeye çalışınca farkettim. Müze Kart iyi hoş, fakat müzelerdeki bazı yerlere girmenizi sağlamıyor. Mesela Topkapı Sarayı'ndaki Harem bölümü buna bir örnek. Ayrıca 15 Ytl verip girmeniz gerekiyor bu bölüme. Öğrendim ki, her müze Kültür Bakanlığı'na bağlı değilmiş (Yerebatan Sarnıcı mesela), ve buralarda da kart geçmiyor. Ancak müze kartın geçtiği pek çok yer olduğundan oldukça karlı, 1 sene boyunca istediğiniz gibi dolaşabiliyorsunuz. (Ayrıca yazının sonunda müze kartın geçtiği yerlerin bir listesini veriyorum, ben çok aradım, siz aramayın.)
Topkapı Sarayı'nda yeni bir uygulama başlamış. Girişte elektronik rehberleri 5 Ytl karşılığında kiralayabiliyorsunuz. Biz almadık ama bir daha gidersem alırım; yazıları okumakla uğraşmayıp, istenilen dilde rehberlik hizmeti oldukça güzel.

Topkapı Sarayı'ndan sonra kartımı denemek için bir de Ayasofya'ya girdik. İçerdeki iskele yine bizi tüm heybetiyle kucakladı. Kaç senedir Ayasofya'ya uğrarım, hala o iskele duruyor. Ya işler bitmiyor, ya da o da sergileniyor; bir restorasyon bu kadar sürer mi bilmiyorum.

Tabi son olarak da Yerebatan Sarnıcı'na gittik. Müze Kartımın geçmediğini öğrendim, ücreti ödeyerek balıklara yem attık. Her zamankinden daha da karanlıktı, Sarnıç.

Sultanahmet Meydanı'na Ramazan nedeniyle pek çok stand kurulmuş. Çiğ köfteden sucuk dönere, mangalda kahveden kutulu tane mısıra neredeyse herşey var. Tam iftar vakti köfteciler ve yiyecek yerleri çok dolu olduğundan, millet paket alıp; etraftaki çimlere, banklara oturarak yiyorlar. Akşam da Mehteran Takımı'nın gösterisi vardı, fakat 21:30 denmesine rağmen 21:45'e kadar başlayamayınca, kalktık ve döndük. Zaten sonra ortalığı sel götürdü bir güzel ıslandım. Sonuç olarak Sultahmet güzel bir yer. Ağacı, havuzu, köftesi.. Arada gitmek lazım. Ama Mado'sunu hiç beğenmedim.

Uafak bir ek: Müzekart ile gezilebilecek müzelerin adresi ve listesi:
https://satis.muzekart.com/muzeler.pdf

20 Ağustos 2008

0

Televizyon Reklamları Gürültüsü

Yazlıkta bütün gün TV görünce, bunun ne kadar kötü olduğunu anladım.
Bilmiyorum hiç farkettiniz mi, ne zaman dizi ya da film bitip de televizyon reklama girse; hemen kumandadan televizyonun sesini kısmak zorunda kalıyoruz. Bunun nedeni, reklamcıların yayınlanan reklamların bizlere daha iyi ulaşma isteğiymiş. Yani televizyon reklama girince, sesi özellikle açıyorlar. Yurtdışında mesela İngiltere'de bu yasaklanmış. Tv'ler normal program ve reklamlarda aynı ses şiddeti kullanmaları gerekiyormuş. Tabi bize ne zaman uğrar bu bilmiyorum, lütfen en yakın zamanda RTÜK el atsın. Kendi kendine mırıldanan TV, reklamlar başlayınca canavara dönüşüyor çünkü.
1

Hustle


İkinci dizi kanalımız olmayı, talihsiz dizi seçimleri ve saatleri ile kaçıran E2; bu ünvanı TNT'ye kaptıracak gibi duruyor. Haftaiçini Seinfeld ile şenlendiren TNT, Cnbc-e gibi 20:00'ye koymaya başladığı dizilerle yazlıkta tv izlemeyi zevkli hale getirdi. Bunlardan biri de Hustle.

Hemen tanımışsınızdır, Hustle'da Dexter'in geçen sezonunu şenlendiren rahat dolaşmayı seven koca ağızlı teyzemiz (Jaime Murray) oynuyor. (Gerçi bu diziye Dexter'den önce başlamış ama olsun.) Hem de bu sefer sevimli bir rolde; dolandırıcı.
Resimde de gördüğünüz 5 dolandırıcı, İngiltere'de gözlerine kestirdikleri, kendilerince halka ve çevreye yamuk yapan kişileri dolandırıyorlar. Her birinin görevi farklı, mesela soldan ikinci yaşlı amcamız Albert (Robert Vaughn); "av"la ilk teması yapıyor. Hatta geçenlerde cold reading bile anlattı. Zenci amcamız Mickey (Adrian Lester) grubun hem en cool hem de pek bilgili üyesi.

Kendi içinde felsefelesi olan kişileri mi seviyorum nedir, bu diziyi de sevdim. Bir kere dizinin en güzel yanı, izlediğim tüm bölümlerinde mutlaka bir süpriz yapmasıydı. Tamam bazen anlayaibliyorsun ama en sonunda tüm izlediğin parçalar yerine oturunca, acayip keyifli oluyor. Birbirleri arasındaki ilişkiler, ufak hileler ve büyük bir kumpasla birleşince, güzel bir dizi çıkmış ortaya.

Her hafta Çarşamba günleri saat 20:00'de TNT ekranlarında. İzleyiniz.


Not: Nedense bu diziye hep Heist diyesim geliyor, o da ayrı bir mevzudur ya; neyse..

16 Temmuz 2008

0

Güven Doğumgünü


Bu cumartesi Güven'in bir yaş daha büyümesini (yalan) kutlamak için güzel manzaralı Beylerbeyi terasına gittik.


Bu fotoları genelde Özgür çekti. Ankara DF tayafasından Özgür, kız arkadaşı ve zırzop Eser beylerin katılımlarıyla pek de kötü olmayan bir gece geçirdik. Partinin açık büfesi güzeldi, manzaradan daha çok beğendim hatta. Makineyle çekilen fotolar, ufak ekranda pek bir şeye benzemiyorlardı fakat görünce oldukça beğendim. Peki bunların burada ne işi var? Sırf EBG hanıma inat olsun diye koydum. Hep o mu koyacak bloga fotolar? Ben çekmedim ama çekilirken hemen yanıbaşındaydım.

10 Haziran 2008

0

Seinfeld Yeniden!


Tüm zamanların en iyi komedi dizisi geri döndü!
Dün gece kanalları gezerken tekrarına rastladım, ilk sezon bölümleri; demek ki yeni başlamış.
Yeni açılan TNT kanalında hafta içi her gün 19:15'te orjinal dili ile altyazılı olarak yayınlanıyor. Cnbc-e gibi gece de 2 gibi tekrarı veriliyor.

Seinfeld demişken, bir karın ağrımı da hemen yazayım. Bu dizinin box seti Türkiye'de çıksın artık!!! Altyazısı var bu tv şirketlerinde, dvdye koymak ne kadar zor bunları??

Bir de ufak bir dipnot. Jery Seinfeld'e sormuşlar, "Nasıl bu kadar üretebiliyorsunuz?" diye. O da kullandığı takvim etkisini anlatmış, hemen ben de ileteyim. Bir duvarı kaplayacak kadar, bir yıldaki tüm günleri gösteren bir takvimi varmış. Dizi ya da kullanacağı espriler üzerine verimli olarak çalıştığı her gün için bu takvimde o güne kocaman kırmızı bir X çizermiş. İnsanın bu kırmızı X'leri gördükçe daha çok motive olduğunu söylüyor. Oldukça güzel bir yöntem özellikle rahata alışkın bir tür olduğumuzu hesaba kadarsak çok çabuk unutuyoruz yapmamız gereken esas işleri. Bana da bir takvim lazım heralde...

Yada, yada, yada..

31 Mayıs 2008

0

Indiana Jones and the Kingdom of the Crystal Skull


Indiana Jones ve Kristal Kafatası Krallığı 10 gün önce gösterime girdi. Aslında ilk gösterime girdiği gün gidecektim fakat aile içi problemlerinden dolayı geçen perşembe günü gidebildim. Yanıma Pazartesi günü geç kalan bir arkadaşımı da alıp sinemanın yolunu tuttuk.

İlk önce şunu belirtmeliyim ki Indiana Jones filmlerinin benim için özel bir yeri vardır. Özellikle de serinin 3. filmi olan Indiana Jones and the Last Crusade filmi. Bu benim sinemada ilk izlediğim filmdir. İlkokulda filandım galiba o zamanlar, babam ve başka bir tanıdıkla beraber Bakırköy Sinema 74'te balkonda izlemiştik hiç unutmuyorum. Gerçi bu nedendenmidir bilmiyorum ama serinin en iyi filmi de 3. filmdir bence. Kardeşim benim gibi bir sinema deneyimi yaşamamış ama o da üçüncüyü diğerlerinden daha çok sever demek ki sadece benimle ilgili bir olay değil.

Neyse ufak bir giriş bilgisinden sonra, gelelim yeni Indy filmimize. Filmle ilgili pek bir haber, yorum okumadım gitmeden önce. Direk sinemada izlemek istedim kimsenin etkisinde kalmadan. Ve açıkçası pek beğenemedim filmi. Nedenlerini pek saymak istemiyorum, filme gitmemiş olanların zevkini kaçırmayalım ama bir Indiana Jones filmine kristal kurukafalar biraz fazla fantastik olmuş gibi geldi bana. Tamam önceki filmlerde de vardı az çok birşeyler ama bu kadar bariz bir olay yoktu. Çünkü Indy filmlerindeki en sevdiğim şeyler; çarklar, basınca açılan tuzaklar gibi el yapımı öğeler olmuştur her zaman.

Ayrıca 3. filmde çok sevdiğim "güzel film" tarifi, bu filmde biraz bozulmuş. Üçüncü filmde ne ararsanız vardı. Aşk, hareket, vurdu-kırdı, komedi, entrika, hareket, aşk, komedi.. Film hiç durmadan ilerliyordu, insanı sıkmıyordu. Bu filmde bu dozajlar biraz fazla uzun tutulmuş gibime geldi. Bazıları hiç yok, olanlar da uzamış. Bazı dialog bölümleri sıkıyor gibi.

Peki izlenmeli mi? Tabii ki de. Indiana Jones filmi piyasada olan pek çok filmden daha iyi. Fakat Indy filmleri kalitesini yükseltemiyor sadece. 3. filmdeki karakterler yok tamam Indy yaşlandı belki olmamaları normal ama Sean Connery hala hayatta, demek ki oynayabilirdi. Devam filmlerini hiç sevmez ama filmde eksikliği hissediliyor. Cate teyze harika oynamış, tam soğuk Rus. Ayrıca film içinde tam 45 dakikalık bilgisayar destekli animasyon varmış, bir iki yer dışında neredeyse hiç farkedilmiyor; bu da filmin bir artısı. Indy hala komik, hala yılandan korkuyor ve hala aksiyona doymuyor. Keşke ayakları daha yere basan bir senaryosu olsaydı. Kaçırmayın, Indy filmi zor bulunuyor bu dönemde.

27 Mayıs 2008

0

XBoX 360 aldık!



Bir aydır Wii aramaktan sıkılınca, geçen hafta Xbox 360 aldık kardeşle beraber. Böylece "evdeki bilgisayarlar çağdışı kaldı, konsol alalım yerlerine" isimli kampanyamız yine uygulanmış oldu. (Bundan önceki Playstation'a uygulanmıştı.)

Peki neden Xbox 360? Bir kere Playstation 3 Blue-Ray yüzünden oldukça pahalı şimdilik ve orjinal oyunları da el yakıyor. Xbox 360 ise çekilen oyunları filan oynatabiliyor. Ayrıca Xbox360 bir çeşit yandan yemiş bilgisayar olduğu için genelde PC'ye çıkan oyunlar onda da çıkıyor. Dolayısıyla ne zamandır oynayamadığım PC'ye çıkan oyunları da bu aletle görebileceğiz.
Peki sadece oyuna mı yarıyor bu? Hayır, Microsoft işi olduğundan kendisi PC'ye ethernet üzerinden bağlanabiliyor. Eğer media center yüklüyse bilgisayarda, konsoldan PC'deki resimleri, videoları izleyebiliyorsunuz. Divx filan da oynatabiliyor yani. Ayrıca kendisi dvd player olarak da hizmet veriyor.

Geçen hafta Sirkeci'de buldum bu aleti. Dükkan sahibi bir oyun forumunda satış yapıyordu, salı günü gelip alacağımı belirttim fakat öğrendim ki elinde yokmuş. Wii'den ağzı yanmış biri olarak (4 defa gittim Sirkeciye almak için, 2'sinde "Elimizde var gelin alın" demişlerdi hatta; hepsinden eli boş döndüm.) bunu da alamayacağımızı düşündük ama neyse ki Turgay bey sözünün ehliymiş, Perşembe dedi; Perşembe gelmiş gerçekten de. Fakat ufak bir noktayı atlamışım. Oyun ısmarlamayı unutmuşum. :) Xbox360 şu anda hala kutusunda sadece birkaç saat içinden çıkan ufak oyunları oynadık (PacMan?!?), yakında tam randıman alırız inşallah. Zaten oynadıkça buraya da yazacağım.

Resimde de görüldüğü gibi kontrol aleti kablosuz. Açıkçası benim alerjim vardır pilli kontrol aletlerine karşı. (Klavye, mouse, joystickler) Hiç bir zaman düzgün verim alınmaz ve olmadık yerde de pili biter. Konsolu almadan önce bir de kablolu kontrol aleti alırım diyordum. Fakat bir süre kullandıktan sonra gördüm ki, neredeyse hiç bir eksisi yok kablosuz olmasının. Hatta çok rahatlığı var, pil ömrü kısa değil; tuşlar filan da gayet ergonomik.

Şimdi kardeşin ikinci kontrol aletini almasını bekliyoruz, ayrıca bir harddisk alınca da GTAIV'ün tadına bakacağız, o zamana kadar diğer oyunlarla oyalanalım birazcık.

20 Mayıs 2008

0

Ademler ve Havvalar


Geçenlerde kahvaltı ederken sonunu yakalamıştım bu programın. Yaklaşık bir haftadır takip ediyorum. Özellikle İtalyan Tv'lerinde öğlen kuşağında görmeye alıştığımız çeşitli konuklar ve seyircilerle beraber yapılan programlara benziyor.

TRT'de yaklaşık 14:45 sularında başlıyor program. Ve baylar, bayanlar olarak iki ayrı seyirci grubu; konuklar ve psikiyatrist Doçent Doktor Haluk Özbay katılıyor. Sunuculuğunu ise Raşit Yıldırım ve Şebnem Yiğit paylaşıyorlar. Her bölümde bir konu ele alınıp, irdeleniyor. Genelde iletişim ve birliktelik ağırlıklı konular bunlar. Bilgilerden sonra gelelim programı neden beğendiğimize.

İlk önce TRT faktörü; tamam diğer programları sıkıcı olabilir fakat bu programda birbirlerine atışmaları olsun, esprileri olsun çok da kötü değil. Ayrıca bu saatlerde diğer kanallarda yayınlanan "Kim kime sarktı?" ve "İki göbek atalım, mendil sallayalım" tarzı beynin sadece dış çepherine nüfuz eden programlardan daha içerikli.
Gelen seyirciler ise Türk insanının görüşlerini özetliyor, kimisi çok uçarken, kimisi gayet yerinde laflar edebiliyor. Akıl yaşta değil baştadır sözüne güzel bir örnek.
Tabi en güzeli de psikiyatrımız oluyor. Yorumları gayet güzel, insanlara birşey öğretmeye değil; sadece anlatmaya çalışıyor. Anlayan seyircilerin sonra laflarını çevirmesi ise hoş.

3'e çeyrek kala TRT'de yayınlanıyor. (Evet benim kahvaltı saatim :) Ayrıca tekrarları var bilimum saatlerde.

Ademler ve Havvalar Web Sitesi

18 Mayıs 2008

2

Çalışma Hatıraları


Maketin fotoğraflarını verdim, biraz da çalışma ortamından bahsedelim.

Solda masamın hali görülüyor. Bıçaklarım, cımbız filan ortada. Kardeş anfi tiyatroyu kesmiş, masanın üstünde duruyor. Pritt ise kaybolup durduğundan, tarafımdan icat edilen Pritt Tutacağı aleti ile sabitlenmiş. Hem de yer kaplamıyor. Sağda ise son güne girerken, sağ işaret parmağımın şişmesi görülüyor. Çok fazla kalın karton kesmekten oldu, neyseki Faik yardıma geldi son gün; zaten tam yetişmedi maket, O da olmasa hiç bitmezdi.

Burada ise maketi gönderdikten sonra evin halini görebilirsiniz. Perşembe günü göndermiştim, televizyonda Fenomen başlamış; ona da yetişmeye çalışıyordum bir yandan. Kardeş toplanmaya yardım etti sağolsun, bir maket macerası daha böylece sona erdi. Yarışma sonucunda kazanamadık ama maket yapmak ne kadar zevkliymiş yeniden hatırladım bunun sayesinde.
1

Kayseri Proje Yarışması Maketi Son Hali


Biraz fazla fotoğraf olduğu için konuyu böldüm.

Aslında maket istediğim gibi olamadı. Bunun çeşitli nedenleri var tabii, birincisi çizimler elime biraz geç ulaştı. 2 hafta kala başlamıştık zaten ama son kesin çizimler gelmeden kalenin duvarları ve taban içindeki boşluğun yüksekliğini yapamazdım. Zaten önceden kararlaştırdığımız gibi yapsaydım, çizimler geldiğinde bunların değiştiğini görecektim.

O yüzden etrafa pek fazla detay çalışamadım. Kapılar ve etrafa binalar da yapacaktım aslında.

Özellikle kale önündeki havuz ve etrafındaki ağaçlar oldukça güzel duruyor. İçerideki dükkanların üzeri kapalı, anfi tiyatronun kesimini minik kardeş yaptı. Fakat lazer yazıcının baskılarının silinmesi yüzünden ne yazık ki istediğim kadar iyi durmuyor.
0

Kayseri Kalesi Proje Yarışması Çalışması


Geçtiğimiz ay üniversiteden bir hocam aradı, mimari proje yarışmasına katılıyorlarmış; benden maketini yapmamı istedi. Yoğun olduğumdan pek yapmak istemedim. Ama kendisi beni okuldan mezun ettiği için kabul etmek zorunda kaldım.

Maketi geçen ay bitirdim fakat gün be gün buraya yazamamıştım, o yüzden toptan girmeye karar verdim.

Sol üstte ilk kütle görülüyor, özellikle sur kesimleri çok uzun sürdü. Sağda ise tabanın ilk ve son hali görülüyor. Marangozdan bir ahşap kestirip üzerine mantar ile yükseldim. Kalenin iç kısmı için bir boşluk oluşturmak gerekiyordu.

Kale duvarları bittikten sonra sprey boya ile boyadım. Kalenin en üst kotunu daha yapıştırmadım, o beyaz olarak kaldı, böylece dolaşma yerleri belli olacak son makette.

Sağda ise boyanan kalenin tabana yerleşmesi görünüyor. Kalenin iç duvarları, tabanda açılan boşluğa denk gelecek şekilde uzun tutuldu böylece iç ve dış arasında kot farkı var. Ayrıca kale içindeki son kot olan kısım da beyaz olarak yerine konmuş.

Soldaki resim de son aşamaya oldukça yakın, iç bahçe bitmiş gibi. Fakat bu projede ne yazık ki A3 inkjet yazıcımın kartuşu tıkandığı için, A4 lazer yazıcımdan çıktı almak zorunda kaldım. Hem boyut olarak bana ekstra problem çıkardı (maket A3'e biraz sığabiliyor, A4'e sığmıyor.) hem de lazer yazıcı baskısı, maket yaparken kendi kendine silindi gitti.

15 Mayıs 2008

0

Dexter Cnbc-e'de!!


Uğruna uydu alıcısı satın aldığımız ailemizin seri katili Dexter, E2'yi kasıp kavurduktan sonra CNBC-e ekranlarına konuk oluyor.

21 Mayıs'dan itibaren, çarşamba akşamları 21'de yayınlanacak olan bu güzel diziyi mutlaka izleyin. Biz E2'de sezon 2'yi izlemekteyiz, bu hafta final yapacak; ve ardından ilk sezonu ile Cnbc-e'ye taşınacak.
Kendisi Prison Break'den sonra merakla beklediğimiz tek dizi oldu bu sene, sezonu bir bitirsin ufak bir yazı yazarım artık.

3 Mayıs 2008

0

Endem Elektronik

Bugün gerçekten sinir oldum bu işletmemsi yere. Önceden PlayStation 1 ve PlayStation 2'lerimi buradan almış ve buraya çip taktırmıştım. Hatta Edirne'den bile makine getirdiğim olmuştu çip için. Normalden biraz pahalı fakat hiçbir problem çıkmadığı için güveniyordum. Taa ki bu haftaya kadar.

Kardeşle kafa kafaya verdik, Wii alalım dedik. Şansa Wii Fit çıktı, Wii'ler karaborsaya düştü. Ben de eski dost Endem Elektroniği aradım, ellerinde olduğunu gelip alabileceğimi söylediler. İyi dedik, ertesi gün evden çıkmadan bir arayayım bari dedim. İyiki aramışım. Ellerinde Wii yokumuş. Ee dedim dün var dediniz, satıldı mı? Sordular soruşturdular; "Satıldı heralde" şeklinde bir cevap. Heralde? Benim mi bilmem lazım satılıp satılmadığını, durumu anlamam lazımmış ama anlamadım işte. Neyse, telefonda bana arkadaşlarının Cumartesi günü piyasadan Wii toplayacağını söylediler. Pazartesi filan gelirmiş yani. İyi dedim kapadım.

Bugün ise kardeşim aradı sordu, Wii varmış ve fiyatını da almış. Bana söyledi, ben de çıkmadan yine bir terslik olmasın diye aradım. Wii gerçekten varmış, onlara ayırmalarını hatta takabiliyorlarsa çipi takmalarını bir saate kadar geleceğimi söyledim. Adımı bıraktım. Çipi takmayacaklarını gelince 1 saatte bitirebilceklerini söylediler. İyi dedim, sonuçta bana güvenmek zorunda değiller; haklı adamlar da. Neyse çıktım evden, gittim olay mahaline. "Pardon ben sizi aramıştım, Wii alacaktım?" lafıma çok güzel bir cevap aldım. "İyi de elimizde hiç Wii yok ki?".
Kan beynime sıçradı, "Nasıl, yok az önce aradım sordum; sattınız mı yoksa?" "Hayır, satmadık; Wii yok elimizde gelmedi." Kendimi zor tuttum, olmayan birşeyi neden var gibi söyleyip, beni taa anasının gözünden getirdiklerini anlattım. Telefonumu istediler, gelince beni arayacaklarmış. Telefonumu vermedim tabi, hiçbir şey demeden çıktım geldim. Bunun nasıl bir mantıklı açıklaması olabilir bilmiyorum, yok bilmemkim getiriyor, o satmış falan filan. Yahu var mı yok mu, açıp stok tutan adama sormuyorsun bile. Kafadan sallıyor işte o anki ruh durumuna göre.
Çok sinirlendim, bir bilgisayar bir tezgahla bu kadar iş yapılıyor...

9 Mart 2008

0

God of War : Chains of Olympus

Bu hafta içinde PSP'ye yeni bir oyun çıktı. Önceden PS2'de gördüğümüz God of War, PSP'de yüksek grafikli aksiyon oyunu yapılamaz diyenlerin yüzünü kızarttı.

PSP çıktığından beri, teknolojik açıdan pek güvenilmediği için genelde konsola çıkan oyunları kırpıp kırpıp önümüze koyarlardı. Fakat bu sefer yapımcı firma oturmuş adam gibi GOW motorunu geliştirerek PSP'ye uyarlamış. Sonuçta gerçekten güzel görünen, hızlı bir oyun çıkmış.

Oyun PS2'ye çıkan GOW1 ve GOW2'nin öncesini anlatıyor. Tanrıların ayak işlerini yapan "Ghost of Sparta" ile önümüze geleni deşip, Olympus'u kurtarmaya çalışıyoruz. İlerledikçe karşımıza büyük canavarlar, ufak oyunlar çıkıyor. Etraftan ve düşmanları öldürme şeklimize bağlı olarak da cesetlerden çıkan kırmızı yuvarlaklar ile silahlarımızı-büyülerimizi güçlendiriyoruz. Bu güçlendirme kısmı önemli çünkü yeni ve iyi hareketleri ancak böyle öğrenebiliyoruz.

Oyunda herşey etkileşimli, bir kapıyı açmak, çarkları çevirmek, hatta bize sarılanları itmek bile tuşlara basarak yapılıyor. Büyük canavarlarda, enerjisini belli bir seviyenin altına inince ufak oyunlar çıkıyor. Ekranda görünen tuşa zamanında basınca Kratos gayet şık hareketlerle rakibin işini bitiriyor. Mesela yandaki resimde; beni tepegöze diş muayenesi yaparken görebilirsiniz. Operasyon için herşey hazır.

Bu tip oyunlarda genelde kamera çok problem çıkarır. Olup olmadık yere kaçarak saç baş yoldurur. Fakat GOW:CoO'da kamera oyuna yerleştirilmiş, yani kafasına göre davranmıyor, sizi takip ediyor ve nerede olduğunumuza bağlı olarak yerinde duruyor. Tüm oyunda hiçbir kamera problemi yaşamadım. Sadece bir yerde kamera gitmeniz gereken "gizli" geçidi göstermiyor, onu hissetmek gerekiyor o kadar. :)


Dövüşler olması gerektiği gibi hızlı, kanlı ve heyacanlı. Başlarda kolay gelse de ilerledikçe yaratıklar da güçleniyor ama bu bizi durduramıyor. Mesela yandaki resimde Medusa teyzenin kafası elimde kalmış. Yerine takmaya çalışıyorum nezaketen ama nafile, geberip gidiyor bana da bonus bırakıyor.

Sonuç olarak, oyun üzerine uğraşıldığı belli. Fakat bu kadar grafik, oynanış, videoların da bir eksisi oluyor. Oyun birazcık kısa. 5-6 saatte bitiyor. Yeniden oynamak isterseniz, gerçekten zor bir zorluk modu açılıyor. Bitirmek gerçekten güç. PSP'niz varsa bu oyunu mutlaka bir kere oynamanız gerekir.

Oyunun Tanıtım Filmi
Oyunu PlayAsia'dan Satın Alın
0

Yaşıyorum

Uzun zaman olmuş yazmayalı. Her seferinde şunu da yazayım, bunu da deyip durdum ama erteledim nedense..
Bugün canım sıkkın, yeniden başlayalım o zaman...