12 Mayıs 2007

0

Onbaşı İzni

Hiç anlamam...
Onbaşı kimdir, çavuş ne işe yarar. Yüzbaşı kaç kişiye bakar, rütbeler nereye takılır..

Ama artık biliyorum.. Çok iyi değil, ama en azından kendi komutanlarımızı tanıyorum.

Bir ay bitti, 15 kişi acemiliğimizi tamamladık, milletin neden bu kadar çok askerlik anısı anlattığını birinci elden öğrenme fırsatı yakaladım. Fakat aynı sıkıcılığa düşmeyeceğim.

Alışmak zor oldu fakat pek çok şey öğrendim, ve bunların çoğu askerlikle ilgili değil, hayata dair şeyler. 3 ayrı senaryo bulmuştum, yazana kadar 2sini unuttum; not defteri edindim 2 yeni senaryo ekledim. Hafızamda zayıflama var, yapacağım şeyler için düşünmeyip emir almak güzel, başka düşüncelere dalabiliyor insan. Fakat bunun ne kadar iyi olduğu tartışılır.

Zamanımı telefon sırasında geçirmektense, gidip gazinoda erlerle lig tv izliyorum. Son birkaç senedir futbolla alakam olmamasına rağmen benim olmayan bir hayat yaşamak değişik bir duygu. Buradan özellikle bana şalterimi kapamam; orada "ben" değil, kamuflaj giymiş sıradan bir "er" olduğunu söyleyenlere teşekkürleri bir borç bilirim.


Görüşürüz...

12 Nisan 2007

0

Gittim..

Askere gittim, döneceğim..

8 Nisan 2007

1

Askerim Artık!

Geçtiğimiz salı, Tuzla'da yedek subay sınavına girdim. Soruların hepsini yapmadım, kolayları esgeçip zaman aksın diye zorlarla uğraştım. Pek de bir zordu ya zaten.

Askerlik yaklaştıkça, evde oturmak zor oluyor. Her gün arkadaşlarla dolaşıyoruz, gerçi konu genelde askerlik oluyor ama olsun.. Bugün de tiyatrodan sonra "süpriz" parti vardı. Allahtan Özlem hiç "çaktırmadı" da farketmedim. :)
Gün içinde 300'ü izledik. Film fena değil, bir 20 dakika kırpılabilir belki. Gladyatörü andıran tahıl tarlaları beni sıksa da, fena film değildi. Çok süper, harika bir film olduğunu da düşünmüyorum ama çizgiroman severlerin sıkılmadan izleyebileceği bir çalışma çıkmış ortaya. Sırf Kral'ın atışmaları, şiirsel aksiyon sahneleri için izlenmeli. Çizgi romanını da okuyun zaten, hatta ben de okuyayım. Ayrıca bir arkadaşım, filmin içerdiği propaganda yüzünden izlemeyeceğini söyledi; yazık, her türlü filmi ne olursa olsun izlemesi lazım işi nedeniyle...

Önceki yazımda yazdığım tatlı insanla tanıştım, hatta geçen Cuma neler hissettiğimi de söyledim. Askere gitmesem heralde 1 sene kadar beklerdim bunun için, fakat bu sefer biraz erken oldu ne yazık ki.. Ama olsun, en azından bu sefer "keşke" diye düşünmek istemiyorum. Ayrıca bu durumun, O'nun açısından da ne kadar zor olduğunun farkındayım...
Gerçi P.A.K. (Platonik Aşklar Kurumu) paktıyla yaptığımız oturumlarda, durumu değerlendirdik. Döndü dolaştı kendisinden çıkan "arkadaşlarımız duymasın" cümlesine saplandı. Pakt olarak bu cümlenin hiçbir geçerli nedenin olmadığını belirledik. Sanırım pakt sözcüsü ebg hanım da durum ile ilgili bir açıklama yapar, ya da sesli bir kitap basar. Gerçi onun da "işi" başından aşkın şu günlerde; O Allahtan bir göz isterken, 3-4 tane birden buldu. :)

24 Mart 2007

0

Müsait bir yerde İnecek Var!!

Ne zamandır yazmıyordum, bilemiyorum nereden başlasam...

İlk olarak, Perşembe günü Askerlik şubesine gittim; kağıtlarımı aldım. 3 Nisan'da sınava giriyorum, heralde o hafta sonu da teslim olmam gerekecek. Kısaca buralardan ayrılıyorum bir süreliğine.

İkinci olarak her ne kadar buraya inatla yazmasam da, neredeyse haftanın her günü tiyatrodayım. Birkaç ay içinde çok güzel yok aldık. Grubu da çok seviyorum, hepsi dünya tatlısı insanlar.

Üçüncü olarak, o kadar uğraştım askere gitmeden bir vukuat çıkmasın, kafam geride kalmasın, tertemiz gideyim diye ama olmadı. Geçen ay gördüğüm, delinin teki yüzünden tanışamadığım dünyalar tatlısı biriyle geçen hafta tanışabildik. Ben oraya buraya koşturup, etrafa yüz vermezken; beni "soğuk ve kendini beğenmiş biri" sanmış, normaldir.. :)

19 Ocak 2007

0

Nightmares & Dreamscapes

e2 hafiften de olsa yayın hayatına başladı. Sabahları güzel kadın programları var, bizimkilere 5 basar. Gerçi kereviz sapıyla pek hoşlaşmam ama acayip tarifler veriyorlar. :)

Çarşamba günü ilk e2 dizimizi izledik, Nightmares & Dreamscapes. Stephen King'in aynı isimli kısa öykü derlemesinden televizyon için çekilen mini-dizi. İlk bölümünde tek bir dialog hatta bir monolog olmaması, rüyaların böyle görüldüğü üzerine ufak çaplı bir tartışma çıkardı evde. Dizi her çarşamba 22:00'de, e2'de.

Dün Closer vardı, izleyemedik; eski gözdemiz Cnbc-e'deki 25th Hour'u izledik. Bir günde insan hayatının nasıl değişebileceğini gösterdi film bize sağolsun. e2'de nasılsa Closer'in tekrarını yakalarız.

Bu arada e2 izlediğimizi söylediğime göre farketmişsinizdir, uydu alıcı aldık kardeşimle. 145 milyona Next 2000x Plus, oldukça memnunuz odamıza bir sürü kanal girdi sayesinde.

e2 kanalı hakkında bilgi ve yayın akışı için: http://www.e2.gen.tr
0

Kolilerim Tamam

Ohh.. Bugün gümrükten beklediğim son kolimi de aldım. Gerçi daha Yusuf abinin elektronik eşyasını karşılayacağız ama benim alacaklarım bu aylık bitti.

Sabah mı gitsem, öğleden sonra mı diye düşünürken, biraz geç kalkınca; öğleden sonraya bıraktım gümrük işini. 10 gün hesabına göre Çarşamba filan gelmiş olması lazımdı pakedin, fakat posta hiç belli olmadığından pekbir umudum da yoktu. Zaten eve kağıtta gelmemişti "Koliniz sizi bekliyor." diye.

Gümrüğe gittim, numaramı aldım fakat evrakları bulunamadı. Kolimi buldurdum, gördüm ama kağıtları yoktu ortada. Sonradan anlaşıldı ki, kağıtlar imzalanıyormuş. Yarım saat bekledik, birileri imza atsın kağıtlara diye, ama neyse kolimi aldım; damga pulu ve gümrük ücreti olarak 1 YTL 75 Kuruş ödedim. Satın aldığım yer bu kitaplara yol ücreti olarak 35$ vermiş, ben onlara 10$ verdim. Yakında uyanıp daha fazla isteyecekler gibime geliyor, o zamana kadar alabileceğimi almalıyım, böyle bir site yok dünya üzerinde çünkü. :)


Ayrıca bu hafta IBM'den mektup da geldi. Gelecek ay bir süprizleri varmış benim için. Bekleyip, görelim... (Lüzumu görülen yerleri sildim. :)

16 Ocak 2007

0

1 Nisan

Pazar günkü doğumgünümüzü de atlattık hayırlısıyla... Kendi kendime aldığım hediyem cumartesi günü gelerek beni sevindirdi. İlk defa koca bir koli Amerikadan pazartesi yola çıkıp, cumartesi kapımda oldu. Doğumgünleri neler yaptırıyor millete.

Bugünse askerlik işlemlerinine son noktayı koydum. (Aslında tam son değil ama yaklaştık sona.) 1 Nisan'da askermişim, memur öyle dedi. Neyse bu işin de sonunu gördüm ya...

Bugün olan komik olay ise otobüste 2 flört eden öğretmenin kavgalarıydı. Kadınların sohbetleri manipule etmelerine hayranım. Kavga isterse kavga, anlaşmaysa anlmaşma. Olan çocuğa oldu, bulunduğu durumdan çıkabilmek için çok uğraştı ama ben eğlendim, orası ayrı.

7 Ocak 2007

1

Olay Yeri İnceleme ve Uzun bir Gece

Az önce girdim eve, tiyatrodan erken gelmiştim oysaki bu gece. 12ye doğru geldim eve, sohbet muhabbet filan derken saat 2 gibi ev telefonumuz çaldı. Minik kardeşle bakıştık bir süre, zira bu saatte hayırlı bir telefon gelmez. Açtım, halam karşıdaydı. Bizim apartmanın birinci katında oturuyor ve girişteki kömürlükten sesler geldiğini söyledi, inip bakmak için yanına çağırdı.

3 gün önce bir hırsız evine girmeye teşebbüs etmişti, o yüzden pek inanmadım ona. Sonuçta İstanbul'da yaşıyoruz, her tarafımız gürültü. Apartmanın dış kapısını da açık bulmuş, benim bıraktığımı sanmış; oysaki ben erken gelmiştim üstüme bir de büyük halamın gelini gelmiş; kapı kapalıydı. Ya da kapalı olması lazımdı.

Kömürlüğün demir kapasına indiğimde, kapıdaki iki kocaman asma kilit yerinde duruyordu. Halam dedi ki, "Biz bu kilitleri taktık, kafaları yere bakıyordu; fakat şimdi kömürlüğe doğru bakıyorlar." Tuttum kilitleri, oynatmaya çalıştım, herelde birisi oynadı bunlarla diye; yerlerinden kıpırdamadılar. O sırada aklıma kömürlüğün ışığı geldi. Elimi parmaklıklı demir kapıdan sokup açabilirim diye düşündüm ama bir baktım, zaten ışık dışarıdaymış; uzun zamandır kullanmadığımdan unutmuşum. Elimi attım iki ışığa birden bir yaktım, yakmamla bir gölge oynaması oldu yerde. Beynim durdu resmen... Polisi aramalıyız diye düşündüm, hayır fare olabilir ama? Fare olsun kilitler neden ters?
Hemen toparlandım, ışığı kapadım, halamın kolundan tuttum. "Birşey yok işte, gidelim yatalım." diye konuşuyorum, halam saf saf bakıyor suratıma. Annem indi, işaret yapıyorum gidin polisi arayın diyorum, sessizce; arkasından ekliyorum yüksek sesle "Anne birşey yok çık eve.". Annem suratıma gülüyor, polisi ara dememe rağmen, "Dur ben de bakayım" diyor. Çıktım birinci kata, B. ablam kapıda, polisi arayın diyorum o da kalmış panikten. Halam bağırıp çağırmaya başlıyor. İçeri girip telefonu alıyorum, 155. Nazik bir bay çıkıyor karşıma, adresi veriyorum allahtan çok veriyorum ben bu adresi her durumda sayabilirim. Kaymakamlık karşısı, apartman ismi filan ne ararsan var. Telefonu kapatıyorum tam kapıya çıkıyorum, asma kilit sesleri geliyor aşağıdan. Halam Allah belanızı versinden girip hayvanat aleminden çıkıyor o sırada. Ben merdivenlere bile çıkmadan hepsi çıkıp kaçıyorlar...

Sonuç? Aşağı iniyorum tek bir asma kilit var yerde ve anahtar var üzerinde!! Bizim asma kilite nasıl anahtar uydurmuşlar? Polis geliyor 6 dakika filan sonra. İçeriyi geziyoruz, kocaman kriko düzenekleri, oksijen kaynakları, oksijen tüpleri, binbir çeşit eğe, keski, kocaman demir makası, vs vs.. Kiracımız olan kuyumculara açılan duvarı delmeye bile başlamışlar hafiften. Gelen ekipler aletlere hayran kaldılar. Her taraf eldiven dolu. Hiçbir aletten parmak izi çıkmıyor, hepsi yeni alınmış, özenle hazırlanmış. 2'de olan bu olayın toparlanması 4ü buldu. Olay yeri incelemeyi bekledik, geldiler; numaralar koyarak fotoğraflar çektiler; parmak izi aradılar. Üzerlerinde kör göze parmak sokacak kadar büyüklükte "Delil" yazan kağıt zarflara doldurdular herşeyi. Olay mahalini ilk görüp, telefona sarılan ben ile onları kaçarken arkalarından gören Y. abimi ifade için karakola çağırdılar. Gittik ifadeyi verdik, bundan da ayrı bir hikaye çıkar zaten. Pekçok şey öğrendim yarım saatte.

Sonuç? Sonuçta hiçbirşey yok, sıfıra sıfır. 12ye doğru ben bakmıştım apartmana girerken, kapı temizdi, kimse yoktu. Polislerin dediğine göre 1buçuğa kadar bizim sokağın başında bir ekip arabası varmış; heralde onların gitmesini beklediler. İlk önce 2 tane koca asma kiliti kesip, kendi yanlarında getirdikleri asma kilitlerle kendilerini içeri kitlemişler. Nerden anladık kendi kilitleri olduğunu? Eski anahtarları aldım evden, ve çıkan kilite denedik, uymadı. Adamlar kilitlere bakıyoruz diye, kendi kilitlerini takmışlar içeride çalışacaklardı koca pazar günü heralde. Ama yağma yok, halamla benden kaçmaz. Bir de annemler beni dinleyip biz aşağıda konuşurken polisi arasalardı, yakalanacaktı hırsızlar. Polisle sonraki konuşmalarımızda sordum ne yapabilirdim diye. "En iyisini yapmışsınız, bunlar kesinlikle "boş" değillerdir" dediler. Düşündüm sokak kapısını kitlemeyi, yada kilitte anahtar kırmayı ama içeriden çıkan aletlerle kolaylıkla aşılırdı onlar. Ben küçükken aşıyordum, bunlar mı yapamayacak zaten. Ucuz kurtardık, B. ablam beni tebrik etti "O kadar izlediğin film ve dizi boşa gitmiyor işte" diye. Sağolsun.. :)