28 Aralık 2006

0

e2

Öldük biz.

Akşamlarımızı Cnbc-e dizi programına göre ayarlıyorduk, şimdi bir de ufaklık çıktı e2 adında. Üstelik, bunu izlemek için bir de bizim odaya (güya misafir odası) uydu receiveri almamız gerekiyor kardeşle ortak.

Peki bu yeni bebiş kanalımızda neler var?
İlk olarak Dexter var. Siz Feet Under'ın David'i adli tıp görevlisini oynuyor bu dizide. Fakat ek iş olarak, katillerin izini sürüp onları öldürüyor. Bu güzel iç açıcı konuya yardımcı oyuncu ise Buffy ve Angel'de Darla'yı oynayan Julie Benz.

Bir diğer güzel dizi ise The Closer. Yine polisiye bir dizi fakat bu sefer başlarında zeki bir kadın polis var. Sorgulama konusunda kendini geliştirmiş olan bu hanımı izlemek isteriz tabii.

Listede süpriz bir isim var şimdi de: Masters of Horror!!! Evet, ilk defa bu dizi televizyon ekranlarımıza geliyor. Korku sinemasının, birçok yönetmeni bu seride buluşmuştu, ne zaman yayınlanacak diye beklerken e2'de görmek gerçekten süpriz oldu. Tobe Hooper'dan Dari Argento'ya; John Carpenter'den Takashi Miike'ye pekçok yönetmen kendi bölümlerini çekmişler.

Yine korkuyla devam ediyoruz, televizyon ve sinemaya ısınan Stephen King'in Nightmares ve Dreamscapes dizisi de e2'de. Rüyalar ve Karabasanlar adında öykü toplaması 1993 yılında basılmıştı, fakat bu mini dizideki 5 öykü oradan alınmış, geri kalan 3 öykü diğer King hikayelerinden uyarlanma.

Ve esas bombalar:
Conan O'Brien ve Jon Stewart!!!!
Conan O'Brien, Amerika'da yayınlandıktan sonra 24 saat geçemden e2 ekranlarında altyazılı olarak yayınlanacakmış!!! Ben zaten uydu alıcıyı bu adamı izlemek için almıştım, fakat NBC televizyonu şifreli çıkınca içimde kalmıştı. Şimdi izleyebileceğim, hem de hergece!!
Jon Stewart'ın Daily Show'u internetten çekip, tekrar tekrar izlemekten gına gelmişti. Bu güzel "haber" programı Global Edition derlemesiyle her hafta e2 ekranlarında olacak.

Ha, meraklısı için de ufak bir not, İspanya ve Almanya futbol maçları da e2'de olacakmış. Hiç hoşlaşmam; ama para vermişler o kadar, söyleyeyim dedim. :)

Bir kısmını yazdım, tanıtım yazısı gibi oldu ama daha pekçok program varmış. Bir uydu alıcısı alalım da, ondan sonra yazarım neler varmış daha..

26 Aralık 2006

0

The Prestige


Prestij. Film bir ilüzyon'un seyirciye ulaşabilmesi için kaç bölümden oluşması gerektiğini anlatıyor, Prestij ise bunun son ve alkış alan bölümü.

Kitabı yanılmıyorsam 1997 yılında çıkmış, fakat nedense filmi henüz çekildi. Türkçe'ye çevrilmesi neden bu kadar sürdü onu bilmiyorum bile.
Fazla uzatmadan filme geçelim. Bu sene sinemalarımız bol sihirbaz filmi gördü. İlüzyonist sonrası Hokkabaz, şimdi de sıra Prestij'e geldi. Film yapımcıları artık tek kelimelik isimler seçiyor, yakında filmlere isim kalmayacak.

Prestij'de sahneye hakim fakat kafası ilüzyon hilelerine pek basmayan daha çok bir şov adamı sihirbaz ile daha çok teknik meselelere kafa yoran fakat yaptıklarını süsleyemeyen bir başka sihirbazın çekişmesini, dalaşmasını ve de hesaplaşmasını izliyoruz.

Film fena değil. Filmler hakkında herşeyi anlatıp, seyir zevkini öldürenlerden hoşlanmam fakat üstü kapalı birkaç noktaya değinmek de lazım. İlk olarak film kendini izletiyor. Tamam birazcık karışık başlıyor ama kim kimdir öğrenince, olaylar çok kolay anlaşılıyor. Filmin zevkini kaçıran da bu zaten, hemen ikinci yarının başında; film kendi sonunu belli ediyor. Olayların çözüldüğü, filmi film yapan örgülerin yerleştiği son bölümü tahmine etmek, filmin puanını önemli ölçüde düşürüyor ki, bence bu kitabın hatası değil, tamamen filmi çekenlerin suçu.

Henüz kitabını bulabilmiş, dolayısıyla da alıp okuyabilmiş değilim. Ama büyük ihtimalle filmin düştüğü bazı yanlışlara kitap düş(e)memiştir. Bence hem kitabı okuyun hem de filmi izleyin. Yanlışlarına rağmen fena film değil.

Filmin açılışında dedikleri gibi, "Bir sihir numarası 3 bölümden oluşur, son bölüme Prestij denir. " Bu filmin "prestij"i ne yazık ki biraz yavan kalmış...

23 Aralık 2006

0

Beta, meta...

En son birkaç hafta önce birşeyler yazmak için girdiğimde, Blogger'in betaya geçme teklifiyle karşılaştım. Zar zor geçtik ama hiç hoşlanmadım yeni görünümden, bir daha da girmedim bloğuma. Fakat hergeçen gün yazacak şeyler birikti hatta gitti, o yüzden toparlamanın vakti geldi...

Yeni Blogger beta'dan çıkmış; hayırlı olsun. Bir de şu değiştirilmiş haliyle bloglarımızı yeni görünüme havale edebilsek; ne güzel olurdu.

5 Aralık 2006

2

Aaa, internet??

Cumartesi, pazar ve pazartesi. 3 günlüğüne internetim "attaaa" gitti. Tamam haftasonu evde değildim, hiç umursamadım, fakat pazartesi günü telekomun arıza servisine sinir oldum. Pzar günü sabahtan bir arayıp sordum, ne oluyor diye. "Kablolara bakın, spliter problemi" dediler. Bir daha aradım, arıza kaydı girmelerini rica ettim, "Sizin santralde problem var, yeni girilmiş bilgisayara" dediler.
Pazartesi günü 3 defa aradım, telefon hattını direk modeme takmam; routeri olan ve 3 senedir bilgisayarı açmadan internete bağlanabilen modemimin aslında internete bağlanması için bilgisayarı açmam gerektiğini (!) bir operatörden öğrendim. En sonunda arayıp arıza kaydımın durumuna bakmak istedim, fakat hiç girilmemişti. Evet, bu kadar aramıştım ve hiçbiri kayıt almamış. Yaklaşık yarım dakika süren telefon görüşmesi sonucu arıza kaydımı aldılar (direk bunu istemek gerekiyor demek ki) ve birkaç saat sonra da bağlantım geri gelmişti. Santraldeki problem devam etmesine rağmen, beni ayrı bir santrale bağlamışlar, arayıp söylediler. Bundan 4 saat sonra ise başka biri daha arayıp, internetimi sordu, teşekkür ettim. Demek ki neymiş, kablolama vve bağlantı konusunda yalan söylemek lazım telefonda, yoksa saçma sapan şeyler yaptıracaklar.

Önceki blog girişindeki yanlış alarm için de özür dileriz, farkettim ki sadece arkadaşım olabilir; bazı kendini bilmez yaşam formlarını dinleyip de iyi ki peşinde koşturmadık. :P