31 Ocak 2006

8

Zippo

Bugün çok acayip birşey oldu. Sigara içmememe rağmen ne zamandır bir Zippo almak istiyordum. Fiyatları yaklaşık 50-60 milyon olan Zippo'lardan tam alacakken yurtdışındaki bir forumda millet "Napıyorsun yahu, en güzelinin fiyatı 20$ zaten" demesiyle uyandım. İnternette ufak bir gezinti ve normal Zippo'lar 15$, işlemeli olanlar 25 $ (Hepsiburda'da yaklışık 60 $). Türkiye distribütörüne gittim, perakende satmadıklarını ama yardımcı olacaklarını söylediler. Normal olanları 50'ye veriyorlarmış. (Hepsiburada ve Carousel 10 kaat koymuş üzerine :) Fakat hala pahalı olduğunu söyledim, yurtdışından alacağımı belirtip dışarı çıktım.
Eve gelince Zippo'ya bir mesaj yazdım, böyle bir fiyat politikalarının olup olmadığını sordum. Sonuçta çakmağa özel bir vergi yok, %18 Kdv var. Gümrük vergisi vardır büyük ihtimal, bildiğim kadarıyla %20den fazla olmaması lazım; ona bakmalıyım. Fakat enterasan olan şu. Beni bugün telefonla aradılar. Distribütör'ün artık nesiydi bilmiyorum, arayıp bir sürü şey saydılar bilip bilmeden ne konuşuyorsun gibisinden :) Sanki hiç yurtdışından alışveriş yapmamışım gibi nasıl alacaksın, nasıl çekeceksin gümrükten diye saydırdılar.
Salak gibi gerçek adresimi de yazdım maile, gerçek telefonu da. Yaş bir durum yani, ama sonuçta yurtdışından alacağım şu çakmağı (ki onlar da aynı şeyi söyledi, alıp göstermem gerekiyormuş onlara; nasıl ucuz alınıyormuş internetten) Büyük bir zevkle gösteririm de, o herifler beni yer orada.. :)

29 Ocak 2006

3

Tilki Misali

Yine döndüm Edirne'den...
Kalmayı beceremiyorum bir şehirde artık. Yine maket yaptık, yine sabahladık (yalan aslında -3 saat uyumuşum ki bundan fazlasını bile uyuyan ama ben herkesden çok sabahladım diyenlerden de vardı evde :) yine uhu kokusundan baş ağrısı çektik. Ama bu sefer değişik birşey vardı ilk defa maket yaparken çiğ köfte yedim, teşekkür ederim; yapanın ellerine sağlık. (isim vermiyoruz)
Ayrıca bizim arkadaşların evlerinde sınav zamanı besledikleri başka biriyle de tanıştık bu gezide. Aşıları tam, benim gibi okulu sevenlerden; ama benim kadar kimse başarılı olamaz okul konusunda..
Ayrıca İstanbul'da kar gördüm gözüm gönlüm açıldı, Edirne resmen buz gibi. -12lerde dolaşıyor sıcaklık (!) ve sokaktaki tüm su birikintileri buz tutmuş durumda. İstanbul çok sıcakmış, kıymetini bilelim lütfen..

23 Ocak 2006

0

Yine YoldaKaldım:) (M)

Saat 6yi biraz geçiyor. Ben saat 1.15 te bindiğim otobüste Tv izliyorum. Her zamanki gibi Edirne yolunda kaldım. Geçen sefer 17 saatte gitmiştim, bakalım bu sefer kaç saat sürecek? Tem kapanmış kazalar yüzünden, yola tuz dökmüşler ama dallamalar emniyet seridinini kullanıp, zincir takmayıp, kaza yaptıklarından E5 e çıktık. Esas ilginç olansa, koştura koştura geldiğim otogara, kalkmasına 15 olan otobüse yer bulamandı. Ama önemli değil, TEM de kendisini önündeki kamyona geçirmiş ve ön bölümünü dağıtmış vaziyette yakaladık. Meraklanmayın, birşey olursa yazarım..

21 Ocak 2006

0

Derren Brown - Heist

Dün akşam kardeşle Derren Brown amcamızın son tv programı izledik: Heist. Konu normal. Derren Brown gazeteye ilan veriyor, bir beyin gücü geliştirme semineri için çalışan orta gelirin üzerinde insanları toparlıyorlar. Sonuç? Sonuç da normal sayılır, seminer görünümü altında Derren Brown bu kişilerden dördüne bilinçaltı mesajları vererek bir banka soymalarını sağlamaya çalışacak.

Tabi bunu duyunca kesin kendi adamları filan kullanılmıştır denebilir ama değil. Derren amcanın önceki işlerini izlediyseniz zaten hakkında bir şüphemiz olamaz. Neler yaptı bir bakalım.. İnsanlarla konuşurken, kravatı dahil cebinde, ceketinde, bileğinde ne varsa götürebilen biri o. Sokakta yürürken ankesörlü telefonun çaldığını gören ve açan yoldan geçen normal bir insanı birkaç dakika içinde olduğu yere yığabilen biri. Köpek yarışlarında kaybettiği yarış biletiyle gidip vezneden kazanmış gibi ödeme alabilen biri. Hatta hiç satranç bilmeden 9 satranç ustasını yenebildi. Ve çok daha fazlası.. Piyasada tv programlarından derlenmiş bir dvd var, tv programları da kolaylıkla bulunabiliyor, çoğunu izledim ama yeri geldikçe yine yazarım.
Birazda bu programdan bahsedeyim. Birkaç hafta içinde insanların bilinçaltlarına bazı tetikler yerleştirerek onlara bu olayı yapmalarını sağlıyor. Fakat her insana güvenemeyeceğinden, son 4 kişiyi seçerken pek çok oyun kullanıyor. Mesela bunlardan en önemlisi Milgram deneyi, bununla ilgili de bir yazı yazacağım. Seminer diye millete bazı temel bilinen öğretileri anlatıyor, hatta kendi deyimiyle araya "zırvalıklar" eklemeyi de unutmuyor. :)
Diğer özel tv gösterilerine göre çok daha iyi hazırlanmış fakat sonu bana biraz zayıf kalmış gibi geldi. Ama başka biri bunu yapmayı hayal bile edemezdi heralde. Bulursanız izleyin, bu amcanın nesini bulursanız izleyin hatta :)

15 Ocak 2006

3

Pasta

Geldik, gidiyoruz işte. Önemli olan güzel anları yakalamak şu hayattan. İnsanın hayallerini yerine getirebilmesi, istediklerimizi yapabilmek. Bizim için iyi ve güzel olanları seçebilmek. Her gün biraz daha yaşlanıyoruz, her gün biraz daha yoruluyoruz. Umudumuz azalıyor, yılmıyoruz. Sabahları yataktan çıkabiliyorsak, tek sebebi şu hayattan hala ümidi kesmediğimizdendir. Şu engebeli hayatta karşımıza birçok kişi çıkıyor, kimi arkadaş, kimi dost, kimi de hiçbiri. Kimi gerçekten arkadaş, kiminin taklit yeteneği çok gelişmiş. Herkesi kendin gibi görüyorsun yada en azından seni anlayabileceklerini. Ama herkes kendi görmek istediğini görebiliyor, fazlasını değil. Tek seni anlayan kişi, yine kendin oluyor. Ama yalnız değil hiçkimse; en büyük yalnızlık bile bir tanığa ihtiyaç duyar çünkü. Vakit geçiyor, zaman akıyor. Yapacağımız şeylerin listesi gün geçtikçe uzuyor ama zaman azalıyor. Bak pastanın yarısı bitti bile...

13 Ocak 2006

0

Bayram Sonu

Bayramın son günü pek bayram sayılmaz nedense. Özellikle de böyle birleşke tatil durumu varsa. Bu bayram evde oturup misafir ağırlamak yerine, kalkıp Edirne'de kendimizi misafir olarak ağırlattık; iyi de oldu. Ne zamandır sıkıla sıkıla gittiğim Edirne yolculuğum bu sefer iyi geçti, hayret.
Bayram güzel geçti, özellikle dayımın yarım saat içinde hiç yoktan ciğer, kokoreç ve işkembe çorbası yaratmasını takdir ettim. (Gerçi yengemin de payı var ama olsun) Hakikaten dedemin oğlu böyle olur. :)
Yarın için toplantı hazırlıkları var bakalım milleti toparlayabilirsem bizdeyiz. Yarın malum gün. Anneme söyleyeyim de birşeyler hazırlasın; pastayı ben yapardım ama hazır alacağım. Doğumgünü pastası dediğin hazır alınır.. :p

10 Ocak 2006

0

Her Koyun Kendi Bacağından...

Büyükler oturur, eski bayramlar ne kadar güzeldi diye dert yanarlardı. Şimdi anlıyorum onları, yaşlanıyoruz heralde. Küçükken buralarda kurban bayramı daha bir değişik yaşanırdı. Tamam hijyen yoktu, millet kurbanlarını boş arazilerde filan kesiyorlardı ama bayram da bayram gibi yaşanıyordu. Sabah erken kalkmak için bir sebebin vardı çocuk olarak. Şimdikiler ne bir kurban görüyorlar, ne bayramın ne için olduğundan haberdarlar. Ne bayramı olduğunu sorarsan tek bir yanıt var: "Para Bayramı". Hızlı globalleşme böyle oluyor demek, kurbanlarımız bir yerlerde kendi başlarına kesiliyor, etler belki bize bile uğramıyor; akrabalar öylesine ziyaret ediliyor. Birkaç yıla kadar o da yerini webcam tebriklerine bırakırsa hiç şaşırmam. Bizim ufaklıklar ileride dert yanarlar, eskiden akraba ziyaretlerine giderdik diye :) Sanırım yaşlanıyorum, ama zamanında bazı şeyleri gördüğüm için de mutluyum en azından...

Hazırlıklar sürüyor, annem'in isteğiyle Edirne'ye gideceğiz. Okul bitse de kurtulamayacağım heralde bu şehirden. Herkese iyi bayramlar; günlünüzce, sevdiklerinizle...

7 Ocak 2006

0

Hayaller

Haftaiçi KanalD'de Genç Bakış programı vardı, gecenin bir yarısı. 32. Gün ekibi katıldı, güzel bir programdı. Pek çok şey konuşuldu ama aklımda yer eden Mithat Bereket'in birkaç sözü oldu. (İnşallah o demiştir, çok geçti hatırlamıyorum şimdi :) Üniversite okuyan çocuklar sorular sordular, "Medya'nın hangi bölümüne girelim" filan diye. O da yanıtladı. Nereye isterseniz girin dedi. "Ama puanınız tuttuğu yada aileniz istediği için değil. Kendi becerilerinize uygun ve seveceğiniz bir işe girin. Şu memlekette herkes iyi kötü bir işe girip, hergün binbir zahmet ve bıkkınlıkla işlerine gitmekte, ve emeklilik beklemekte. Siz onlardan olmayın." Şu ülkede en azından birkaç kişi istediği mesleği yapsın bari yahu. Kardeşim iki sene önce girdi Kimya Mühendisliğine, 18 yılıdır kimya ile ilgili birşey ağzına almamıştı. Eğitim sistemi değişsin Öss endeksli olmasın deniyor ama neyle girecek millet? Notlar da doğru dürüst verilmiyor ki, not ortalaması filan tutulsun. Filmlerde filan görürüz hep, birkaç ay ömür kalanlar hemen bir liste hazırlar; yapmayı istediği şeyleri çıkartırlar. Neden bunu hemen yapmıyoruz ki? Her sabah uyandığımızda bizi yataktan çıkaracak birşeylere ihtiyacımız var. Böylece memleket sorunlarına da değindim, hayırlı ve de uğurlu olsun. Blog'da bir ilki yaşıyoruz resmen..

2 Ocak 2006

0

Organize İşler


Bu sefer bir değişiklik yapıp, gösterimde olan bir filmi anlatacağım. Merak etmeyin hiçbir şekilde spoiler filan vermeye niyetim yok, filmde olan tek bir olay var, onu da hemen başında kendi veriyor zaten. Filme Cuma günü kardeşle gidebildik, ancak günleri ayarladık. Oldukça kalabalıktı salon, ve ne kadar değişik insanlar film izlemeye gidiyor görmüş olduk.

İlk olarak şunu söylemeliyim, ben Yılmaz Erdoğan'ı severim. "Bana Bir Şeyhler Oluyor" en sevdiğim tiyatro oyunudur; uzun zamandır izlediğim (evet gidip tiyatro da izlemeyi severim) en güzel tiyatrolardan biri diyebilirim. Çektiği ilk film, Vizontele'yi de beğenmiştim. O da Türk sinemasında ayrı bir yeri olan bir filmdir, bence. İkincisinden hiç söz etmeyeceğim, bence gereksiz bir çalışmaydı çünkü.

Filme gelecek olursak, bir kere üçkağıtçıları anlatan filmlere bayılırım. Böyle oyun çevirsinler, milleti kazıklasınlar biz de izleyip görelim, neler nasıl yapılıyormuş anlayalım isterim. (Viva Las Vegas) Bu filme de Organize İşler'i görmek için gittim ama pek göremedim dersem yeridir. Yani film boyunca tek bir "organize iş" görüyoruz. Karakter dialoglarına önem verilmiş, ama karakterlere önem verilmemiş. Mesela Vizontele'de her bir kişinin bir geçmişi vardı, bir kişiliği vardı. Film boyunca bunu farkedebiliyorduk, hissedebiliyorduk. Burada birkaç karakter dışında neredeyse tümü yüzeysel kalmış. Sadece görünmek, arada bir iki kelime konuşmak için serpiştirilmiş gibi. Yılmaz Erdoğan'ın elinde birçok hikaye olduğuna eminim, fakat bu film için biraz eli sıkı davranmış gibime geldi. Sanki çok yüksek bütçeli bir Tv dizisinin başlangıç bölümü gibi olmuş. Bu kadar kötülemeye rağmen film kötü mü? Hayır, keyifle izlenebiliyor; vaktin nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz. Sadece benim beklentilerim biraz fazlaydı sanırım, onları bulamadım o kadar...

IDéEFIXE Organize İşler Müzik Cd'siIDéEFIXE Organize İşler VCDIDéEFIXE Organize İşler DVD

1 Ocak 2006

4

Mutlu Yıllar!!

Herkese mutlu yıllar!! Hiçbir masraftan kaçınmayıp sizlere ayıcık orkestrasını bile getirdim yeni yıl için. :) Bunları Cuma günü kardeşle Galeria'da dolaşırken gördük. Hatta hareketli görüntü bile çekmiştim ama çok iyi olmadığı için göndermiyorum. Cep telefonuyla fotoğraf çekenlere sinir olurdum ama sanırım ben de onlardan biri oldum; olsun en azından ben bloguma koyuyorum çektiklerimi. Bu ayıcıkların en komik yanı da ortada akordeon çalan ayıcık, arada akordeonunu önündeki ufaklığa vuruyor; o da öne doğru düşüp geri geliyordu. Çok komiklerdi :)

Sonunda hastalıktan biraz kurtuldum. Boğaz ağrısı tamamen gitti, bundan sonra yine eskisi gibi yazabileceğim sanırım, izlediğim filmler de birikti zaten. Umarım herkesin yılbaşı gecesi güzel geçmiştir. Yeni yılınız tekrar kutlu ve de mutlu olsun, umarım geçen seneden çok daha güzel ve mutlu bir yıl geçirirsiniz; sevdiklerinizle birlikte, hepberaber...