2 Aralık 2005

2

Tatlı Su Balığı

Gece uyandım, gördüğüm kopuk rüyayı kendimce birleştirdim. Kalkıp yazsam mı bloğuma diye düşündüm, "Acaba unutur muyum, sabaha?".. Diğer rüyalar gibi değildi ki bu, neden unutayım.



Her zamanki gibi oturuyorum iskelede. Ayaklarımı uzatmışım denize, sallıyorum. Kendi büyük balığımı bekliyorum, görüp yakalayayım diye. Kaç senedir geliyorum deniz kenarına, tek istediğim benim de bir balığımın olması. Suya girmeye cesaretim yok, hiç olmadı; güneş var tepemde ve ben üşüyorum. Su daha da soğuk, girersem donacağımdan korkuyorum; aslında biraz yüzsem açıklara daha çok balık var oralarda. Canım sıkkın, ayaklarımı daha hızlı sallıyorum, bir kafa çıkıyor denizden; tatlı su balığı bu. "Sallamasana şunları!" diye bağırıyor bana, "Uyumaya çalışıyorum..". Ağzımdan sadece "Pardon" kelimesi çıkıyor. Balık kayboluyor denizin derinliklerinde, bir daha görmüyorum onu.

Aradan birkaç hafta geçiyor, balık haftada bir görünmeye başlıyor. Arkadaşlarınla dolaşıyor, etrafta koşturuyor, su sıçratıyor. Ben izliyorum sadece, arada yüzgecine ağ takılıyor; alıyorum onu yavaşça, sadece daha iyi yüzsün diye. Teşekkür ediyor bana, benimle konuşmaya başlıyor. Şaşırıyorum, daha önce hiç tatlı su balığı arkadaşım olmamıştı benim. Ama gerçekten yalnızım bu kumsalda, ve arkadaşlığa o kadar ihtiyacım var ki. Konuşuyoruz, gün geceyi; gece sabahı kovalıyor. Güneşi görünce kaçıyor denizin altına, sadece konuşuyoruz. Birbirimizden hiçbirşey karşılık beklemeden. Fakat birgün herşey değişiyor. O küçük kafasını kaldırıp bana "Seni seviyorum." diyor. Şaşırıyorum, bugüne kadar arkadaş olarak gördüğüm balığın böyle davranmasına şaşırıyorum. Ama onu kaybetmek istemediğimden "Ben de seni seviyorum." diyorum. Ertesi gün o kadar üzgünüm ki, sırf onu kaybetmemek için bunu söylemek öyle acı ki. Ne gariptir ki, birkaç gün sonra gerçek anlaşılıyor. Beni arkadaşı olarak seviyormuş, aynı benim onu sevdiğim gibi. "Ben zaten arkadaşlarımı severim, onlara hiçbir zaman sevdiklerimi söylemem; hatta belli etmem bile" diyemiyorum; ne kadar birbirimize benzediğimiz ve bu geçen birkaç gün içinde başka türlü düşündüğüm için üzülüyorum. "Önemli değil" diyor tüm neşeli tavrıyla ve gidiyor yine. Gidiyor ama içim de burkuluyor, o tatlı yüzündeki yaralar içimi acıtıyor. Bundan önce birçok balıkçı onu yaralamış, ağzının her tarafı yara içinde. Kaçmayı kurtulmayı başarmış ama ne güveni var artık verebilecek ne de gücü.

Büyük balığımı beklemekten sıkılıyorum artık, kaç senedir bekliyorum ve yok. Ama sırf denize girmek zor diye, bu tatlı su balığa benim büyük balığım diye bakmaya başlıyorum. Sırf beni arkadaşı olarak gördü diye. Gerçekten sevmeye başlıyorum onu. Diğer balıkları kötülüyorum, diğer balıkçıları. Ağzındaki yaraları suratına çarpıyorum, "Ben sana hiçbir zaman böyle yapmayacağım" diyorum. "Ne istersen yaparım, söylemen yeterli; sadece bana bu denizi gezdir." Yorgun olduğunu söylüyor. Çünkü pek çok kişiyi gezdirmiş, o da kendi büyük balıkçısını arıyor. Ama yine de kıyamıyor bana, elimden tutuyor; denize sokuyor. İlk defa denize girdiğimi söylüyorum hayatımda, "Lütfen" diyorum, "Ne yapmam gerektiğini söyle bana, bir yanlış yaparsam; uyar beni.". "Sadece yüzmemi.." söylüyor bana, "..gerekirse akıntıya karşı ama beraber". "Hep yanımda ol böyle.." diyor "seninle yüzmek o kadar zevkli ki!..". Bir hafta çabucak geçiyor, rüya gibi. Bir balıkla, balıkçının arkadaş olduğu pek görülmemiş ama "benim balıktan çok balıkçı arkadaşlarım var" diyor. Kızıyorum. Benim büyük balığım gidip başka balıkçılarla nasıl görüşecek? Ya onu yakalamaya çalışırlarsa, ya elimden alıp götürürlerse? Oltamı alıp denize koşuyorum, bu tatlı su balığını yakalamak için; onu kendi havuzuma koymayı istiyorum çünkü. Kendi büyük balığıma benzetmeye çalışıyorum onu. Sırf bana güvendiği, beni arkadaşı gördüğü için. Farkında bile olmuyor yakalandığının, ağzının yan tarafına giriyor iğne. Kocaman bir yara daha oluşuyor yüzünde. Anlıyor yaptıklarımı, koparıyor misinamı; suya dalıyor. Birkaç gün görmüyorum yine. Sahilde yanlız otururken çıkartıyor kafasını, "Neden beni buradan ayırmaya kalktın" diye soruyor. "Oysa beni burada yüzerken görüp, sevmemiş miydin? Neden kendi havuzuna götürmek istiyorsun?" Ağzının kenarından hala kanları akıyor, ben onu başka sorularla boğuyorum. Kaç gündür nerede olduğunu, neden benle konuşmadığını soruyorum. "Sadece arkadaş kalmak istiyorum seninle" deyip dalıyor derinliklere. Bana yetmiyor bu, cevap istiyorum. Neden benimle gelmediği, neden artık eskisi gibi benimle konuşmadığı için cevap istiyoum. Göreceğimi sanıyor, kendimi onun yerine koysam; acısını hissedeceğimi sanıyor. Ama yanılıyor. O sırada düşündüğüm sırf kendim. "Bu balık bana böyle yaptıysa, benim büyük balığı yakalama şansım ne kadar az" diye düşünüyorum sadece. Suya yem atmaya devam ediyorum, kafasını çıkardığında hemen soruları sıralayacağım çünkü. Birgün çıakrtıyor tatlı su balığı kafasını. "Lütfen" diyor, "Bir daha benimle konuşma. Çok yordun beni...". Ağzının kenarından hala kan damlıyor, görmüyorum bile. Tek düşündüğüm benimle neden konuşmayacağı. İyice sinirleniyorum. "Sen öyle istiyorsan öyle olsun madem." diyorum, sonra vazgeçip "Sen istiyorsun diye senden vazgeçecek değilim" diyorum ama nafile. Çoktan suyun derinliklerine dalmış bile. Hergün iskeleye oturuyorum, ilk günler çok kızgınım. Çıksa birsürü şey söyleyeceğim hakkında, ağzıma ne geliyorsa. Ama çıkmıyor. Görünmüyor artık su yüzünde, sıkılıyorum.

Birkaç hafta sonra, aynı iskeleye gitmek yerine kumsalın diğer taraflarına yürüyorum ve dehşete düşüyorum. Buradan olaylar hiç de düşündüğüm gibi görünmüyor çünkü. Benden hiçbir karşılık beklemeyen bir tatlı su balığını ne kadar üzdüğümü görüyorum. Büyük balığım olmasa bile onu ararken, denizde yanımda olacak birini nasıl kaybettiğimi düşünüyorum. Bir daha onu bu koca denizde göremeyeceğim bile. Yaptıklarımdan utanıyorum, hatta bir iki defa görüyorum tatlı su balığını ama yüzüne bile bakamıyorum utancımdan. Ondan af dilemek için çok geç sanırım. Tanrı bile bizi hatalarımız için yargılamıyor, ömrümüzün sonuna kadar bekliyor; hatalarımızı anlayıp tövbe etmemiz- af dilememiz için. Neyseki ben anladım yaptıklarımı. Ona söz vermiştim; "Her zaman yanında olacağım, diğer balıkçılara benzemeyeceğim." diye. Ama bana ihtiyacı olduğunda ben cevap veremedim. Diğer balıkçılar gibi davrandım, sırf büyük balığımı bulamayacağım diye.

Ve şu an sahilde oturuyorum. O küçük kafasını çıkarırsa özür dilemek için. Her zaman yanında olacağımı hatırlatmak için. Ama söz verdiğim için değil, bana ihtiyacı olduğunda yanında olmak istediğim için. Ona benim için özel olduğunu söylemiştim -denizde yaşayabilen bir tatlı su balığı çünkü o- ve şimdi özel olduğunu ona gösterebilmek için; hiçbir karşılık beklemeden. Oltamı çoktan kırıp attım bile. Ayaklarıma paletlerimi giydim, kafamda dalgıç maskem, ağzımda şnorkelim var. Sırf benimle yine arkadaş olursa, ona ayak uydurabilmek, beraber uzaklara yüzebilmek için; kendi büyük balığımızı arayışımızda birbirimize destek olmak için. Ben hep geç kalıyorum, beni beklememesi için. Geri geri yürüyorum, komik duruyorum ama umrumda da değil. Gece oluyor, artık dışarısı denizden daha soğuk, üşüyorum; denize tek başıma girmeyi sevmiyorum. Hıçkırıklarımı şnorkel önlüyor. Gözyaşlarım gözlüğün içine doluyor; hayatında ilk defa tuzlu suyu içeri sokmamayı değil, dışarı çıkmamasını sağlıyor. Ama ben çıkarıp içini boşaltmıyorum, buharını silmiyorum bile. Çünkü tatlı su balığı kafasını çıkardığında, beni hazır görmeli.

2 yorum:

ilKeR dedi ki...

Seni tanıyan ve yaşadığın olayı az çok (her ne kadar anlatmasan da) bilen biri olarak bu hikayeni beğendim gerçekten.Bir olay ancak böyle mecaza vurulurdu sende vurmuşsun zaten:) Çok güzel olmuş,Ellerine sağlık

GaMeR dedi ki...

Teşekkür ederim de, böyle bir olay yaşadığımı söylemedim yalnız.. Gerçi yaşamadığımı da söylemedim ama bunu yazdıktan sonra bir daha okuyamadım, o kadarını söyeyeyim. Sadece göz bile gezdiremiyorum birkaç satırdan fazla.. Oh ya, iyiki yazıyorum bunları buraya...