29 Kasım 2005

4

Önyargı

Yorgunum bugün, yeni kalktım saat 13:00'e geliyor. Geceyi bir blog okuyarak geçirdim ki, nasıl bir blog yapmam gerektiğine dair fikirler verdi bana. (Aslında pek çok konuda verdi, bu en önemsizi onların yanında.)
Yattığımda bloga nereden başlayabilirim diye düşündüm. Bugüne kadar yaşadığım yazaılcak o kadar çok şey varki, nasıl onları girebilirim dedim. Sanırım olayları kronolojik tarihe sokup yazmak pek akıl karı bir iş değil, özellikle benim gibi tarihleri pek akılda tutmayı başaran biri değilseniz.

Aklıma bu konu geldi nedense, insanların herkese önyargıyla yaklaşmasından sıkıldığımdan belki. Aslında ben de yaptım bunu ve pişman oldum sonunda. İlkokul 4. sınıftaydık, birazcık şişman bir kız vardı sınıfta, kimse onu tanımazdı kimse konuşmazdı. Kolej'de okuduğumdan belki de, herkes yanındaki arkadaşlarınla- giydiklerinle ölçülürdü. Tam bir önyargı okulu yani. Okulun son zamanlarıydı, bahar- yaza doğru havalar güzelleşirken; bahçede top koşturduğumuz dönemler (basket topu- çünkü futbol yasak!). Nasıl oldu bilmiyorum ben onunla konuşmaya başladım. Bir baktım bahçede kovalamaca filan oynuyoruz sonra. Bana yetişebildiğine hala inanamıyorum mesela. Fakat işin kötü yanı, gerçekten eğlenceli biri olmasıydı. Aslında ne kadar değişik biri olduğunu gördüm sonradan, ne kadar iyi olduğunu. Ben önyargıyla yaklaşıp onunla hiç konumamıştım ve notumu vermiştim, konuşmaya değmeyen biri. Hiç çabalamadan başkasının hakkında böyle bir karar vermek ne kadar yanlış oluyor o zaman anladım ben. Kötü olan ise o sene sonunda okuldan ayrıldı ve ben önyargım yüzünden onunla konuşmadığım zamanımla kaldım. Pek çok kez önyargıyla yaklaşıldım, sırf insanlarla çok çabuk arkadaşlık kuramadığım için. Evet kusura bakmayın ben öyle hemen kanı ısınan insanlardan değilim, ama bu hemen "konuşulmaya değmeyecek biri" önyargısı gerektiriyorsa elinizden geleni ardınıza koymayın.
Bir keresinde teyzeme gitmiştim tatil için. Benden büyük bir oğlu var, dışarı çıkmıştık beraber; ortaokul'da filanım heralde. Lunaparka gittik beraber. Çarpışan otolar, korku tüneli, vesaire... Gün sonunda çok ilginç birşey söyledi bana. "Ya, ben seni hiç böyle bilmiyordum; seninle vakit geçirmek güzelmiş." Tamam, iyi güzel de; ne zaman seninle vakit geçirdik beraber de böyle birşeyin olamayacağını kafana taktın? Bilmiyorum sormadım, aklıma da gelmedi o zaman zaten; tek bildiğim kendimi iyi hissettiğim bu söz sonrasında. Gerçi belki de kötü hissetmeliyim, neden böyle düşündü acaba diye.
İki çeşit önyargı vardır derler. Birincisi karşındakini tanımadan, direk görünüşüyle; ilk lafıyla elde edilen bir yargı. İkincisi de, kişiyi tanıdıktan sonra; bazı hatalarını sık sık size gösterdikten sonra geliştirdiğiniz önyargı - bir tür kendinizi korumak için kalkan olan bir yargı. Aslında ikinciye hiç sıcak bakmadım. Çünkü birini tanıdıktan sonra onun ismi ÖNyargı olmaktan çıkar heralde. Fakat birşey atladım, insanlar cansız nesneler gibi değil. Hatta birçok canlıdan bile farklı. Büyüyüp, gelişiyorlar. Fikirleri değişiyor, dünyaya bakış açısı değişiyor, beklentileri- istekleri değişiyor. Gün be gün, her saat başı... Dolayısıyla "Ben bu insanı tanıyorum, tamamdır olay" deyip, kullanma klavuzunu yazmaya kalkmak gibi bir salaklığı kimse yapamaz heralde. Ve bu yüzdendir ki bazılarının ikinci türünü savunmasına rağmen, ben ikisini de gereksiz buluyorum. Kendini kötü insanlara karşı korumanın bin türlü yolu var ve önyargı -bence- bunlardan biri değil.

Uff, uzun bir başlangıç oldu blog için ama olsun. Dedim ya yazılacak çok şey var, hem bu konu hakkında hem de başka konularda; hepsi sıraya dizili yazılmayı bekliyorlar..

4 yorum:

bella donna dedi ki...

baş ağrısı dolayısıyla sadece gülümseyebiliyorum 8)

GaMeR dedi ki...

Neden çok mu komik olmuş :)
Sanırım blogçuluk işi bana ters, beceremeyeceğim heralde :p

bella donna dedi ki...

komik değil. önyargı konusunda sçöyleyecek çok sözü olanlardanım ancak başağrısı ve bitmeyen vizeler müsaade etmiyor buna.

GaMeR dedi ki...

Şaka dedim zaten... Çook geçmiş olsun, vizeler bitince kendini daha iyi hissedersin meraklanma ;)