30 Kasım 2005

0

The Movies

Neden bilmiyorum ama bu aralar beni saran Lionhead oyunları oluyor. Black & White 2'den sonra şimdi de Movies çıktı karşıma. Arada F.E.A.R., Age of Empires 3 ve Quake 4 oynadım ama onlar bu oyunlar kadar zevkli değildi açıkçası.

Bu oyun bir Hollywood Simulasyonu. Evet, oyunda bir film şirketi kuracak, kocaman alana yayılan mekanda, oyuncular için kalma yerleri, senaryo mekanları, prova yerleri ve en önemlisi de setleri kuracaksınız. 1900lerde sessiz filmlerle başlayan maceranız, 2005 e kadar devam ediyor ve buradan isterseniz devam da edebiliyorsunuz. Oyunda starlarınızın pek çok isteği oluyor sizden. Mesela kalacak güzel bir yer, birkaç asistan, güzel bir maaş, fazla unutulmamak, fazla çalışmamak, vs. Herbirinin kendi özel kişiliği var, kimisi bardan kalkmazken bazısı da yemek yemeden duramıyor mesela. Tabii bunlar için de sırasıyla rehabilitasyon merkezi ve Nip & Tuck (evet, liposaction -yüz gerdirme -silikon işlemleri için :) ) ofisleri göreve hazır ve de nazır durumda. Oyunda 5 yılda bir verilen akademi ödülleri mevcut, ayrıca belirli bir para toplama, 5 yıldızlı bir film yapma gibi görevler karşılığında değişik binalar hizmetinize sunulmakta.


Oyunu ilk yüklediğimde yaklaşık 8 saat filan oynamışım galiba, çünkü bölüm geçmeye dayalı bir oyun değil. Başladığınız stüdyoyu oyunun sonuna kadar kullanıyorsunuz. O yüzden ilk başta planlamalarınızı dikkatli yapmanızı öneririm. Menü sistemi oldukça güzel. Bir kere B&W'de kullanılan "ekranda ne varsa elinle tut kaldır" sistemini güzel menülerle desteklemişler ve kullanım çok güzel-kolay olmuş. Yakında her oyunda standart olabilir bu özellik zaten, bazen yakalanması zor oluyor ekrandakilerin ama olsun kolaylığı güzel. Oyunun en önemli özelliklerinden biri de kendi filmlerinizi yapma şansı vermesi. Normalde oyun içinde senaryoyu otomatik yazdırabiliyorsunuz(aksiyon -korku -romantik -komedi -bilim-kurgu türleri mevcut ve bunların herbirine ayrı sürüyle set var), sonra bunu yönetmenin takdirine bırakıp piyasaya yayıyorsunuz. Fakat isterseniz filmin senaryosunu oturup kendiniz yazabilir, bunu Post Production odasına sokup üzerinde istediğiniz kes çıkar işlemlerini yapabilir, sahneleri tekrar düzenleyebilirsiniz. Tabii orjinal oyununuz varsa yaptığınız bu filmleri tüm internet camiasına online sitesi vasıtasıyla açabilir, oylamalara girebilir ve topladığınız oylarla yeni set, kostüm satın alabilirsiniz.



Resimlerden bahsetmem gerekirse en tepede, setlerimden bazıları görülebilir. Hemen solda aktörlerimin karavanları duruyor. İkinci resimdeki binam ise ana bina, oradan aktör alımlarımı yapıyorum yukarıda lokanta görülüyor. En son resim ise kamera arkası görüntüsü. Oyun içinde, ilk resimdeki görüntüdeyken zoom yapa yapa bu kadar yaklaşabiliyorsunuz insanlara. Ağızları oynuyor, yemek yiyorlar, çekim yapıyorlar; hepsi görülebilliyor. Mesela son resimde yönetmen, "tamam oldu bu çekim" dedi. Kamera ekibi alkış tuttu, birazdan diğer sete geçecekler.

Sonuçta fikir güzel, uygulama da güzel. Ve ortaya çok keyifle oynanabilen bir oyun çıkmış. Ayrıca gelişmeye çok açık bir oyun. Mesela her film türü için yeni setler, dekorlar, aksesuarlar, giysiler çıkartılabilir; stüdyo'ya tv bölümleri eklenebilir; bir nevi Universal Studio yada Disney World gibi stüdyo millete açılabilir mesela. Zaten adamlar ve menü sistemi Sims'i de andırıyor. Umarım eklenti paketleri de onu aratmaz. Ayrıca oynarken nedense Theme Hospital tadı da aldım biraz, gerçekten güzel oldu bu.
0

Call of Cthulhu & Zormuş..

Büyüdüğüm filan yalanmış :) Aşağıdakileri yazdıktan sonra zırıldayıp durdum bi saat boyunca. Neyse önemli değil, ben de en son geçen gün bozduğum oyunuma geri döndüm. Uf şu sipariş bir an önce yola çıkıp gelsede, birşeyler okusam bari.



Bu akşam kardeşle Call of the Cthulhu'yu izledik, kitabından daha iyi olmuş. ( En azından daha anlaşılır :) ) Yarım bırakmıştım ben Lovecraft kitaplarından birini, ama hangisini hatırlamıyorum bile, sanırım hepsini tekrar okumam gerekecek ohoo koli beklemeye gerek kalmadı birden.. :)
Film bir kere kısa, 48 dakika gibi birşey. Geçen yaz çekilmiş, yeni film olmasına rağmen eski filmler gibi çekilmiş yani siyah beyaz ve dialog yok. Sadece müzik var, dialoglar ekrana yazı şeklinde geliyor. Dvd'sinde Türkçe desteği de var ve çok güzel tam denk getirmişler Türkçe yazıları tam ekrana, sanki film Türkçe özel hazırlanmış gibi duruyor.

The Movies'e gelince, hmm onu da ayrı bir post yazayımda ileride başlıktan kolayca bulunsun bari, tam bir anlatım olmayacak ama hemen tepede bulabilirsiniz.
0

18. Gün..

Bugün biraz daha iyiyim nedense, herşeyin ilacı zamanmış derler. 18. gün oldu bugün. Eksik kalan taraflarımı tamamlamaya devam ediyorum ben de, kardeşle beraber 200lük yüklü bir sipariş çektik idefixe'den. Kitapların yanında bir sürü de ÇR topladım bu sefer. Aslında Gerekli Şeylere gidip hepsini elimle seçmek isterdim ama biliyorum kendimi kaptırıp tüm dükkanı satın alabilirim şu an. 18 gün önce üzerine o kadar gittiğime inanamıyorum şimdi, yaptıklarımı düşünüyorum; bu ben miydim diyorum. O zaman için doğru olanları yaptım, yeniden doğsam, yeniden yaşasam tüm hayatım aynı olurdu yine biliyorum. Fakat şimdi tanısaydım onu, eminim herşey farklı olurdu. Anneee! Bak, ben artık büyüyorum...

29 Kasım 2005

4

Önyargı

Yorgunum bugün, yeni kalktım saat 13:00'e geliyor. Geceyi bir blog okuyarak geçirdim ki, nasıl bir blog yapmam gerektiğine dair fikirler verdi bana. (Aslında pek çok konuda verdi, bu en önemsizi onların yanında.)
Yattığımda bloga nereden başlayabilirim diye düşündüm. Bugüne kadar yaşadığım yazaılcak o kadar çok şey varki, nasıl onları girebilirim dedim. Sanırım olayları kronolojik tarihe sokup yazmak pek akıl karı bir iş değil, özellikle benim gibi tarihleri pek akılda tutmayı başaran biri değilseniz.

Aklıma bu konu geldi nedense, insanların herkese önyargıyla yaklaşmasından sıkıldığımdan belki. Aslında ben de yaptım bunu ve pişman oldum sonunda. İlkokul 4. sınıftaydık, birazcık şişman bir kız vardı sınıfta, kimse onu tanımazdı kimse konuşmazdı. Kolej'de okuduğumdan belki de, herkes yanındaki arkadaşlarınla- giydiklerinle ölçülürdü. Tam bir önyargı okulu yani. Okulun son zamanlarıydı, bahar- yaza doğru havalar güzelleşirken; bahçede top koşturduğumuz dönemler (basket topu- çünkü futbol yasak!). Nasıl oldu bilmiyorum ben onunla konuşmaya başladım. Bir baktım bahçede kovalamaca filan oynuyoruz sonra. Bana yetişebildiğine hala inanamıyorum mesela. Fakat işin kötü yanı, gerçekten eğlenceli biri olmasıydı. Aslında ne kadar değişik biri olduğunu gördüm sonradan, ne kadar iyi olduğunu. Ben önyargıyla yaklaşıp onunla hiç konumamıştım ve notumu vermiştim, konuşmaya değmeyen biri. Hiç çabalamadan başkasının hakkında böyle bir karar vermek ne kadar yanlış oluyor o zaman anladım ben. Kötü olan ise o sene sonunda okuldan ayrıldı ve ben önyargım yüzünden onunla konuşmadığım zamanımla kaldım. Pek çok kez önyargıyla yaklaşıldım, sırf insanlarla çok çabuk arkadaşlık kuramadığım için. Evet kusura bakmayın ben öyle hemen kanı ısınan insanlardan değilim, ama bu hemen "konuşulmaya değmeyecek biri" önyargısı gerektiriyorsa elinizden geleni ardınıza koymayın.
Bir keresinde teyzeme gitmiştim tatil için. Benden büyük bir oğlu var, dışarı çıkmıştık beraber; ortaokul'da filanım heralde. Lunaparka gittik beraber. Çarpışan otolar, korku tüneli, vesaire... Gün sonunda çok ilginç birşey söyledi bana. "Ya, ben seni hiç böyle bilmiyordum; seninle vakit geçirmek güzelmiş." Tamam, iyi güzel de; ne zaman seninle vakit geçirdik beraber de böyle birşeyin olamayacağını kafana taktın? Bilmiyorum sormadım, aklıma da gelmedi o zaman zaten; tek bildiğim kendimi iyi hissettiğim bu söz sonrasında. Gerçi belki de kötü hissetmeliyim, neden böyle düşündü acaba diye.
İki çeşit önyargı vardır derler. Birincisi karşındakini tanımadan, direk görünüşüyle; ilk lafıyla elde edilen bir yargı. İkincisi de, kişiyi tanıdıktan sonra; bazı hatalarını sık sık size gösterdikten sonra geliştirdiğiniz önyargı - bir tür kendinizi korumak için kalkan olan bir yargı. Aslında ikinciye hiç sıcak bakmadım. Çünkü birini tanıdıktan sonra onun ismi ÖNyargı olmaktan çıkar heralde. Fakat birşey atladım, insanlar cansız nesneler gibi değil. Hatta birçok canlıdan bile farklı. Büyüyüp, gelişiyorlar. Fikirleri değişiyor, dünyaya bakış açısı değişiyor, beklentileri- istekleri değişiyor. Gün be gün, her saat başı... Dolayısıyla "Ben bu insanı tanıyorum, tamamdır olay" deyip, kullanma klavuzunu yazmaya kalkmak gibi bir salaklığı kimse yapamaz heralde. Ve bu yüzdendir ki bazılarının ikinci türünü savunmasına rağmen, ben ikisini de gereksiz buluyorum. Kendini kötü insanlara karşı korumanın bin türlü yolu var ve önyargı -bence- bunlardan biri değil.

Uff, uzun bir başlangıç oldu blog için ama olsun. Dedim ya yazılacak çok şey var, hem bu konu hakkında hem de başka konularda; hepsi sıraya dizili yazılmayı bekliyorlar..

21 Kasım 2005

0

Stephen Lynch'den yeni albüm!


En sevdiğim şeylerden biri de, iyi stand-uplar izlemektir. Comedy Central Presents isimli seri de bunu hakkıyla yerine getiriyor. Bu seride karşılaştığım Stephen Lynch'in durumu biraz ilginç. Çünkü uzun zamandır izlediğim stand-upların hiçbirine benzemiyor. Genelde belden aşağı espirileri pek sevmem, çok yavanlardır; sonuçta pek konuşulmayan şeyler olduğundan ne söyleseler insana komik gelir zaten fakat Stephen'in yorumu gerçekten çok değişik. Zaten tipi de bu tür esprileri yumuşatmak için biçilmiş kaftan. Eğer edinebiliyorsanız, piyasada 3 albümü ve bir dvdsi var. Albümleri cd ve mp3 olarak satın alınabiliyor (amazon ve itunes'dan). Eğer bulabilirseniz Comedy Central Presents'e çıktığı bölümü mutlaka izleyin, dvdleri yok galiba bu serinin; gerçekten kötü.
Kısa bir tanıtımdan sonra albümüne geçelim. Geçen ay başı çıkartmış bu albümü Stephen, bense geçen aylarda ilgimi başka bir yöne kanalize ettiğimden resmen kopmuşum dünyadan; farkında değilim. The Craig Machine adını verdiği son albümünde 14 şarkı var. Bir an önce dinlemek için sabırsızlanıyorum. Dinleyince tabii ki buraya nasıl bulduğumu yazacağım. Eğer siz de biraz gülmek istiyorsanız, İngilizce biliyorsanız; bu adama bir şans tanıyın, birşey kaybetmezsiniz. Dediğim gibi Comedy Central Presents özel programı ile başlayıp, önceki albümleri "A little bit Special" ve "Super Hero"'yu dinleyip, dvdsi "Live at the El Rey"'i izleyebilirsiniz. Gitarla nasıl stand-up yapılıyormuş görmelisiniz..

20 Kasım 2005

2

Blog sayfamın gidişatı..


Bugün blog sayfamla ilgili bir karar verdim. Bir süredir düşünüyordum, sadece oyun sayfası mı olmalı, yoksa sadece bana özel bir sayfa mı? Oyun sayfası olsa, birkaç kişilik bir takımla çalışabilirdik, oldukça güzel de olabilir di ama ben özel bir sayfa olmasını istiyorum. Dolayısıyla burada oynadıklarım, yaşadıklarım, dinlediklerim, izlediklerim ve de hissettiklerimden birer parça bulacaksınız. Zaman zaman saçmalarım belki, belli olmaz ama takip etmeye devam edin lütfen; birgün mutlaka ilginizi çekecek birşeyler bulursunuz.. :)

19 Kasım 2005

0

Black & White 2



Bayram öncesi yüklediğim Black & White 2, yine bayram öncesi bitti, gitti. Bilmeyenler olabilir, B&W 2, bir bilgisayar oyunu. Amiga zamanlarının efsane tasarımcısı Peter Molyneux tarafından çıkartılan bu oyun eskilerden Populous tadını taşıyor. Kabaca anlatmak gerkirse, oyunda bir Tanrı'yı oynuyoruz. Ve bizi temsil eden bir hayvanımız var. Ona iyi-kötü şeyleri öğretiyoruz ve o da bize yardımcı oluyor. İlk oyundaki o insanı sinir eden yaratıkla uğraşma seansları tamamen yok olmuş bu oldukça iyi. Ayrıca yaratığımızın neleri yapıp neleri yapmayacağını görebildiğimiz bir menü de koymuşlar. Aaa, evet bir menümüz var artık. (İlkinde yoktu.) Bina yapımı, büyüler, ve yeni bina alımları için kullandığımız bir menü var. Tabi menüsüz de inşaat ve büyü yapabiliyoruz ilk oyundaki gibi ama o kadar kasmaya gerek yok. Grafikleri oldukça beğendim, ilk oyundaki gibi kasmıyor makineyi; ekran kartı driverlarını update etmeniz gerekebilir sadece ama beni oldukça memnun etti, FEAR'ın grafiklerinden bile güzel duruyor koca ada. Savaş sistemi getirilmiş oyuna fakat oldukça kullanışsız bence, bayrak tıkla gönder filan uğraşmak zor, ben iyi olarak bitirdim oyunu ve gerçekten çok kolay bitiyor oyun. İyi taraf olarak tek yaptığınız kendinizi korumak ve diğer şehirleri ele geçirmek için bina yapmak. Ayrıca her bölümde ufak tefek oyunlar da mevcut. İlk B&W'deki deli denizciler hala başımıza dert oluyor. Bazı şeylere dikkat edince su gibi geçip bitiyor oyun zaten. Bilmiyorum neden bu kadar kısa belki çok fazla yenilik olamayacağındandır.

Resimleri ben çektim, yukarıda benim hayvancığın milleti eğlendirirken ve bundan yorgun düşmüş uyurken resimlerini görebilirsiniz. Yanda ise yaptığım şehirlerden biri var. Sağ tarafta ki uydu kent, şehir merkezine uzak olsa da, insanlar oldukça mutlular.. Ayrıca sistemim çok da iyi olmasa bile grafikler oldukça güzel.

Oyunun sitesi..
2

Açılış

Açılışı böyle bir başlıkla yapmak gerçekten kötü ama, bir yerden başlamak gerekiyor...